14 Kasım 2011 Pazartesi

Edward van Vliet

Sadeliği, yorulmayan gözleri, sakin ama boyun eğmeyen gururlu tasarımları seviyor, bu yönde çalışan tasarımcıları kucaklıyoruz. Lakin son zamanlarda minimalizm anlayışının ruh eksikliği getirdiği sayısız örnek de görünce sıkılıyor, bunalıyoruz.

Gelecek zaman trend tahminlerinde giden kötü ekonomi ve çıkacak yeni savaşlardan dolayı insanların evlerinde daha fazla 'renk' isteyeceği yapılan tahminler arasında. Ekonomi daha da kötüye gider, savaş çıkarsa ev mobilyasına kim yatırım yapar bilemiyorum ama yapmak isteyenler olursa Edward Van Vliet'in eklektik modern çalışmalarına bir göz atsın derim!










30 Ekim 2011 Pazar

ALYOŞA



Bir aile düşünün; kardeşlerden biri dünyaca ünlü ressam Fahrünnisa Zeid, diğeri babasını genç yaşında öldürüp hapse giren daha sonra bir isyana karışmasından dolayı sürgüne gönderilen ve sürgünde onlarca eser yaratan yazar, gazeteci Cevat Şakir( Halikarnas Balıkçısı), bir diğeri ise ünlü gravür sanatçısı ve ressam Aliye Berger, yeğenlerden biri Türkiye'nin ilk seramik sanatçılarından Füreya, diğeri yine dünyaca tanınan ressam Nejad Devrim, bir diğeri ise tiyatro oyuncusu ve sahneye tiyatro oyunu koyan ilk Türk kadın yönetmen Şirin Devrim.

Böyle bir ailenin hikayesi olağan, karakterleri sıradan olabilir mi?

Hepsi ayrı bir kitap konusu olacak aile üyelerinden Aliye Berger'in hikayesini anlatan ALYOŞA'yı okuyun derim.


Para pulla işi olmayan, döneminin çok ötesinde, çılgın, duygusal, sevgi dolu, yetenekli ve enteresan bir kadının insana ilham veren müthiş hikayesi...

23 Ekim 2011 Pazar

THE SOUND OF RAIN


Boktan bir hafta boktan bir afetle kapanırken esasında bloga post koymak anlamsız gelse de Christophe Jacrot imdadıma yetişiyor.

Fotoğraf çekmek için 'iyi' havaları yakalamak yerine 'kötü' havalardaki romantikliği, ışığı ve ıssızlığı anlamlı bulan Jacrot'ın Soda'daki sergisinden bir kaç fotoğrafı bu haftanın 'kötülüğünü' unuttursun, içimizde az da olsa umut yeşertsin diye....









Sergiyi 26 Kasım'a kadar Soda İstanbul'da ziyaret edebilirsiniz.



17 Ekim 2011 Pazartesi

Timeless, Contemporary British Style!

Sevgili Jasper Conran, mümkünse Spring 2012 London Fashion Week kapsamında hazırladığın koleksiyonunun tümüne sahip olabilir miyim?









11 Ekim 2011 Salı

Melankolia


Melankolia'yı gidin görün başka da bir şey demeyeceğim esasında:)

Açıkçası dün fena halde filmden etkilenip çıktıktan sonra bir köşe yazarının size tek önerim; 'Melankolia'nın adını duyar duymaz: Kaç Kaç Kaç' demesi üzerine hayat gözümde biraz da anlamsızlaştı:)

Benim nacizane tavsiyem de ' Yakala Yakala Yakala' dır. Sahneleri, oyunculukları, post prodüksiyonu, kurgusu, kamera hareketleri, renkleri ve müzikleriyle kısacası yarattığı dünyasıyla seni tam bir melankolinin içerisine sürüklüyor...


İşi ve aşkı tam anlamıyla yerinde(ymiş gibi) olan bir kadının sebepsiz(miş gibi görünen) depresyon haliyle, dünyaya yaklaşmakta olan ve çarpacağı tahmin edilen Melankolia gezegeninin gelgitleri film boyunca diken üstünde oturmana sebep oluyor.

Sonunda ise gerçekten kimin depresyonda, kimin normal olduğu tam anlamıyla bir soru işaretine dönüşüyor. Tekrarlıyorum, bu filmi yakalayın!

10 Ekim 2011 Pazartesi

Film Ekimi’nin Puslu Havası




Film Ekimi münasebetiyle iki gündür Beyoğlu, Nişantaşı, Maçka hattında fink atıyorum. Bu Bir Film Değil, Bisikletli Çocuk, Mutlu Bir Gün görüp de kesin tavisye ettiklerim, Ruh Eşim ve Uyuyan Güzel bol zamanınız varsa alternatif olabilecek filmler. Bileti alıp, gitmeyi hayal ettiğim ancak hangi birisine yetişeceğimi kesinlikle bilmediğim diğer filmler de aşağıda, buyurun!
  1. Melankolia
  2. Oyunun Sonu
  3. . Tatilde Katil
  4. Tost
  5. Artist
  6. Salgın
  7. Kevin Hakkında Konuşmalıyız
  8. Senin İçin
  9. Tehlikeli İlişki
  10. Olmak İstediğim Yer
  11. Gökten Bir Uydu Düştü

Bunlar arasından Melankolia, Artist ve Tehlikeli İlişki herkesin dilinde haberiniz olsun. Demedi demeyin bilet bulmaya bakın!

Şu ana kadar gittiğim en iyi film ise kesinlikle ‘Bu Bir Film Değil’. Sansür ve yasaklamanın geldiği en uç noktayı görmek isteyenler için eşsiz. İran’da çekilip bir kekin içinde Cannes Film Festivali’ne gönderilen film, Cafer Panahi’nin onay alamadığı ve aynı zamanda yargılandığı için çekemediği filmini kameraya anlatmasından ibaret. Ancak kişilerin doğallığını, içinde bulundukları durumun trajikomikliğini ve çaresizliğin yaratıcılığa etkisini görmek için sakın kaçırmayın!

http://filmekimi.iksv.org/

30 Eylül 2011 Cuma

BİENAL'in FAVORİLERİ


Eylül ayına bayılıyorum! Hava biraz soğuk, ara sıra yağışlı. Sıcak içecekler magazinsel değerlerini arttırıken, sinemalara ve sergilere de rağbet artıyor. Özellikle de İstanbul üzerine sinmiş olan yaz sıcaklığını silkeleyip atıveriyor.

Ayın en önemli aktivitelerinden biri olan Bienal'e acele servis gidiniz. Yalnız bundan önceki yıllarda siz de benim gibi elinizde kitapçıkla dolaştıysanız bu sene yine benim gibi bir farklılık yapıp rehberli tura katılınız. Konuyla, sanatçılarla ve eserlerle ilgili bilgileri ve sağlam alt yapılarıyla Bienal'i anlamlandırmanız kolaylaşıyor!

Antrepo 3'te yer alan İsimsiz- (Ateşli Silahla Ölüm) ve İsimsiz- (Tarih) bölümleri beni Antrepo 5'teki çalışmalara göre daha fazla heyecanlandırdı ve kişisel tarihime hitap etti. Bienal'in genelinde en hoşuma gidenleri aşağıya sıraladım... Bakmadan göremezsiniz, görmeden bilemezsiniz!

1.Savaşı Eve Taşımak: Güzelim Ev(1967-1972)
Vietnam Savaşı görüntülerinin ABD'de yayınlanan mimarlık dergilerindeki resimlerle bir araya getiren fotomontajlar yer yer sini bozucu!

2.Nazım Hikmet Richard Dikbaş'ın çizimleri.
Kişilerin en temel anlarını müthiş bir gözlem yeteneğiyle yakalayan sanatçının çizimleri benim favorim!

3.Letizia Battaglia mafya cinayetlerini fotoğraflayarak iş hayatına başlamış ve ilerleyen yıllarda kafayı mafya dünyasını çökertmeye takmış bir 'sanatçı' ruh. Fotoğrafların gerçek olma ihtimalini düşünmek bile insanın içini ürpertiyor!


4. Baba Portreleri

Kasapta, oto tamirhanelerinde, markette karşımıza sıkça çıkan 'Baba Portreleri'ni kadrajına alan Taysir Batniji'nin eseri sizi gülümsetecek!!!

5. 1938'de inşaatı Şili'de bitirilen Estadio Nacional Stadyum'u
sayısız konser, toplantı ve spor olayına ev sahipliği yaptıktan sonra ülkedeki 1973 darbesinden sonra geniş bir toplama kampı ve işkence alanı olarak kullanıldığını çarpıcı bir şekilde anlatan Camilo Yanez'in eseri de ikinci favorim diyebilirim!