27 Kasım 2013 Çarşamba
KUTSAL İNEK
Özgürlük ve sınırlarla derdi olan ama bir yandan da çocuk sahibi olmak isteyen benim gibi kafası karışıklar için yazdım... Hamileyken aldığım notlarla ortaya çıkan Kutsal İnek'in sizi güldürüp kahkahalara boğmasını temenni ediyorum... Kitapçılarınızdan şiddetle isteyiniz:)
Sevgiler
Ceylan.
29 Ekim 2013 Salı
Beş Yaşındaki Çocuk Bile Yapar!
27 Ağustos 2013 Salı
Sevdiğine Sevdiğini Söyle!
19 Eylül 2012 Çarşamba
Yedinci Gün
Fifty Shades of Grey'in çok satmasını normal bulmama rağmen 40 milyon rakamına bir anlam veremediğim gibi İhsan OktayAnar'ın geçen haftalarda çıkan yeni kitabı Yedinci Gün'ün de nasıl Remzi Kitabevi ve D&R'da en çok satanların 1. sırasında yer aldığını anlayabilmiş değilim.
Genellikle bu tip sıralamalarda, Meleklerle Yaşamak, Secret, Mucizeler Dükkanı, Alışverişkolik gibi kitaplara denk gelirken, benim sözlük eşliğinde okuduğum bir kitabın 1. sırada yer alması bünyemde şaşkınlık eşliğinde gelen bir tatlı huzur yarattı.
Felsefe bölümü mezunu, eğitim görevliliği yapmış ve yıllardır Karşıyaka, İzmir'de yaşayan Anar'ın basınla iletişim halinde olmaktan kaçındığını, önceki kitaplarının film yapılması teklifine kesinlikle sıcak bakmadığı, kendisiyle iki çift sohbet etmek isteyen hayranlarının Bostanlı vapur iskelesini mesken tuttukları bilinenler arasında.
Eserleriyle olduğu kadar kendine has tavrıyla da hayranı olduğum Anar'la bir gün Bostanlı vapur iskelesinde karşılaşırsak diye sorularımı şimdiden hazırladığımı bilin isterim. 2 farklı tavır, 2 farklı kitap ve benzer sonuçlar. Dünya çapında olmasa da 7. Gün'ün de 'çok satması' beni ancak mutlu eder. Yine de dilden dile dolaştığı için elinde bulunsun diye kitabı alan ancak ne aldığını hiç farkında olmayan nice insalar olduğunu düşünüyorum.
Bu durumda bana sadece kitabı okumalarını, okuduklarını da anlamalarını temenni etmek, yazarımıza da hiç umrunda olmadığını düşünmesem de başarılarının devamını dilemek kalır...
18 Eylül 2012 Salı
Fifty Shades of Grey- Ne iş?
3 Temmuz 2012 Salı
Kanun Namına Okuyun.
30 Aralık 2011 Cuma
Bye Bye 2011!

2011 yılını gerçekten bereketli, mutlu geçiren biri varsa parmak kaldırsın, gelip öpeceğim. Şahsen son beş yıllık sürecin en boktan yılını yaşadığımı gönül rahatlığıyla açıklıyorum, bu yıl bittiği için en ufak bir hüzün yaşamamakla birlikte en kıl olduğum ‘Gelen gideni aratır’ atasözünü de pozitif düşünceyle aklımdan çıkarmaya çabalıyorum.
Terör saldırıları, savaşlar, yalancı baharlar, ölümler, hastalıklar peşimizi bırakmadı bu yıl. 2012’nin daha iyi olacağını en azından ümit edelim müsaitseniz.
Bu çirkinlikler arasında insana yaşama azmi pompalayan öğeler de vardı tabi. Hakan Günday’ın Az, Patti Smith’in Çoluk Çocuk, Ned Beauman’ın Boksör Böcek kitapları... Ki Boksör Böcek’in ‘ilk kitap’ kategorisinde olması da ayrıca motive ediciydi...
Genelde sinemasına pek yakın durmasam da son eseriyle beni gerçekten etkileyen Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmi, sessiz film olmasına rağmen izleyeni koltuğa çivileyen ve her detayıyla insanın yüzünü güldüren ve bence Oscar’ı kazanacağı kesin olan ‘The Artist’( Oscar bir kıstas mıdır klişesini es geçiyorum müsadenizle), 42 doğumlu asla durmak bilmeyen zeka simsarı Martin Scorsese’nin Hugo’su...
Frida ve David La Chapelle sergileri, çoğu kişinin yerden yere vurduğu ama benim beğendiğim İstanbul Bienal’i, benim için sanat eseri niteliğindeki Muazzez Abacı ve Gönül Yazar’lı ‘Snickers’ reklamı, en entelinden en tv bağımlısına kadar tüm kadınlara ‘vay anam vay’ dedirten bir adet Kıvanç Tatlıtuğ ( bu blogu ilk kurarken, bir gün onun adını burada anabileceğimizi hiç düşünmemiştim.), Ferzan Özpetek’in İtalya’da sahneye koyduğu ‘ Aida Operası’, Festen’in başarılı turkish uyarlaması ilk aklıma gelenler.
İşte bunlarla karşılaşınca da dertlerimizi unutuyor, gelecekten ümit duyuyoruz. Bin tane dert yaşayıp bir tane güzelliğe kavuşunca karşılaştığımız zorlukları unutan bir yapımız olduğu için şanslıyız. Türk milletini her defasından şuursuzlukla suçlayanlara da şaşıyorum, krizsiz bir hafta bile geçirmesine fırsat verilmeyen bu toplum unutmasın da ne yapsın? Her acıyı içinde barındırmaya devam edip toplu intiharlara mı kalkışsın?
Neyse. Konumuzdan çıkıp asabiyetimizi konuşturmayalım, her an güzelliklerle karşılaşabileceğimizin bilincinde olarak birbirimiz için mutlu, neşeli, Noel Baba gibi adam olmayan tiplerle karşılaşmayacağımız, keyifli bir yıl dileyelim...
30 Ekim 2011 Pazar
ALYOŞA

Bir aile düşünün; kardeşlerden biri dünyaca ünlü ressam Fahrünnisa Zeid, diğeri babasını genç yaşında öldürüp hapse giren daha sonra bir isyana karışmasından dolayı sürgüne gönderilen ve sürgünde onlarca eser yaratan yazar, gazeteci Cevat Şakir( Halikarnas Balıkçısı), bir diğeri ise ünlü gravür sanatçısı ve ressam Aliye Berger, yeğenlerden biri Türkiye'nin ilk seramik sanatçılarından Füreya, diğeri yine dünyaca tanınan ressam Nejad Devrim, bir diğeri ise tiyatro oyuncusu ve sahneye tiyatro oyunu koyan ilk Türk kadın yönetmen Şirin Devrim.

19 Eylül 2011 Pazartesi
ONE DAY

Montreal'de 'One Day'in afişini gördüğümde, ' Ben bu filme yüzde yüz giderim' dedim...
Yanımdakiler 'Dünyanın en klişe sahnesi, bir kız ve erkek öpüşüyor, bunun nesi senin ilgini çekiyor' dediler...
Sesli cevap veremesem de zihnimden 'Hepimiz aşkın peşinde değil miyiz?' demek geçti... Ama üç erkeğin tantanasıyla uğraşacak hiç halim yoktu...
Hava alanında One Day'in kitap kapağını aynı afiş tasarımıyla gördüğümde yanımda kimsenin olmamasından yararlanarak hemen kitabı satın aldım. Birlikte sadece bir gün geçirmelerine rağmen yirmi yıl boyunca aralarındaki bağı hiç koparmayan iki arkadaşın hikayesi anlatılıyor... Her bölümde yeni bir yıldan sadece bir günü okuyarak hızlı ve sürprizler dolu senelerin içinde kayboluyorsun. Tabi ki sürprizlerin arasında çok net klişelere de sahip olduğunu söylemek lazım.
Anne Hathaway ve Jim Sturgess'ın başrollerini paylaştığı One Day'in filminden önce kitabını okumak isteyenlere 'Benzer örneklerine çokça rastladın ama çevirdiğin her sayfada aşk duygusunun mevzu bahis olması sana iyi geliyorsa okumaktan çekinme' derim...
25 Nisan 2011 Pazartesi
Nerelerdeyiz?

Görüşemediğimiz bir buçuk, iki ayda ne tür vakalarla karşılaştım, neler yaptım? Sıralıyorum.
1. Daha yeni doğmuş, altı aylık Mac Book’umu açtığımda beni ekranında bir soru işaretiyle karşıladı. Bembeyaz bir ekran ve ortada gri renkli bir soru işareti kesinlikle hayra alamet olamazdı ki, olmadı da. Hard disk pespaye bir durumda kendinden geçmiş. Teknik servise içinde back-up’ı alınmamış bilgileri kesinlikle kurtarmalıyız dediğimde, gözleri dolar işaretiyle parıldadı. Akıbeti henüz belli değil.
2. Tiyatronun sevmek isteyip sevemediğim bir sanat olduğunu sürekli dile getirirken, DOT her seferinde bana bu lafı yedirmeyi başarıyor. ‘ Festen’le yine yaşayan bir oyunun içinde olmak hoşuma gitti. Hızlı başlıyor, hızlı sonuçlanıyor… Koleksiyon mağazasının Sarıyer’de orman içerisindeki etkileyici bahçesinde dekoruyla, kostümleriyle ve müziğiyle insanı farklı bir köşeye götürüyor. En rahatsızlık verici hikâyeler anlatılırken güldürebilmek ö-n-e-m-l-i
http://www.festen-kutlama.com/
3. Yaş ortalamasının 13 olduğu Maroon5 konserinde hormonlu öğrenci gibi hissettik ne yalan söyleyelim. Yanımdaki ufaklıkları sırtıma alıp sahneyi görmelerini bile teklif ettim… Kalabalıktan sıyrılınca ellerinde hırkalarla bekleyen anneler, konser için ailesinden zorla izin alıp sevgilisiyle buluşarak kendini sevgilisinin kollarına atan gençler… Beni tekrar lise yıllarına götürdüğü için Maroon5’a bir teşekkür de buradan gönderiyoruz.
4. En yakın arkadaşımın yarım saat içinde öleceğini zannederek son konuşmamızı yapmak üzere aradığımda, evlilik teklifi aldığını öğrenmemle hayatı tekrar sorguladım. Arkadaşımın sevgili abisi beni arayıp ‘ Uludağ’da kayboldular, jandarma ve iki helikopter onları arıyor, ancak bulunma ihtimalleri çok düşük, donmak üzereler. İstersen ara ve son kez konuş’ deyip telefonu kapattığında esas ben donakaldım. Bunun çok fazla espritüel ve entelektüel bir şaka olduğunu anlayana kadar nasıl saçma bir telefon konuşması yaptığımı hayal gücünüze bırakıyorum.

5. 1956 yılında James Baldwin tarafından yazılan ve eşcinsel aşkı anlatan Giovanni’nin Odası zamanına göre cesaret isteyen bir kitap olarak acilen okunası.
Alfonso Signorini tarafından yazılan ve geçen sene vizyona giren Channel’i bir de okuyun, filminden çok daha etkileyici. ‘Şans, var olma biçimidir. Şans, küçük insanlara uğramaz. Şans, benim ruhumdur.’
‘Filozoflar zamanında filozof olduklarını biliyorlar mıydı’ gibi sorularla felsefe derslerini bulandırarak zamanın geçmesini sağlayan bir insan olarak büyüyünce ‘Biraz Felsefe Herkese İyi Gelir’ gibi kitaplar okuyarak vicdanımı rahatlatıyorum, size de tavsiye ederim.
Hiç vazgeçmediğim, okuduğum her kitabını tekrar okurken heyecan yaşadığım Agatha Christie’nin Cinayetler Oteli’ni bir daha okudum… Seviyorum seni Agatha, garip bir kafa yapın var.
6. Veee İstanbul Film Festivali. Arka arkaya izlediğim filmlerle zaman ve mekan kavramımı yitirmemi sağlayarak yine ne yaşadığımı unuttuğum ama hatırımda mutluluk bıraktığın günler yaşattın. İzleme fırsatı bulursanız aşağıdakileri mutlaka izleyin derim.
http://film.iksv.org/tr
- Mikrofon
- Araf
- Ekim
- Yeni Yıl
- Hayatımız
- Bir Ayrılık
- Ömrümüzden Bir Sene
- Kadın İsterse
- Daha İyi Bir Dünyada
- Aşk Suçu
7. İyi fikirlerle zor karştığımız bir dönemde ‘Volkswagen Dart Vader’ içimizi açtın, sağ olasın.
http://www.dailymotion.com/video/xgxce8_volkswagen-darth-vader_shortfilms
Nihat’ıyla, Doğan’ıyla, trajedisiyle, fantezisiyle, dramasıyla, kremasıyla ayrı geçen haftalar sonrasında yine aktif rol aldığım sahnemizde bir aradayız… Arada konuşalım, görüşelim.
29 Ocak 2011 Cumartesi
PATTI, ROBERT, NEW YORK ve ROCK

Ağır konular, yoğun duygular. Yine bitmesini istemediğim bir kitapla haşır neşirim. Sürekli koltuk altımda taşıyıp, sağa sola götürüyorum. Okumasam da yanımda duruyor, kapak fotoğrafına bakıyorum... 70’lere gidiyorum...
Yılbaşından önce Robinson Crusoe Kitabevi’nde arkadaşlarıma hediye seçerken keşfettim kitabı. Esasında hediye olarak aldım, sonra da üstüne kondum...
Efsanevi rock yıldızı Patti Smith’in, yine dünyaca ünlü fotoğrafçı Robert Mapplethorpe’la beş parasız, evsiz, yemeksiz ve ne yapacaklarına tam da emin olmadan New York’ta yaşadıkları yılların içine giriyorsunuz... Kitabın ismi ‘Çoluk Çocuk’.... Kimi arasanız, kitapta adı geçiyor... Jimi Hendrix, Bob Dylan, Bruce Springsteen, Andy Warhol, Eddie Sedwick, Janis Joplin vs ... Hepsinin, 1970’lerin New York’unda dünyayı değiştirmeyi, Amerika’yı etkilemeyi, sevilmeyi, takip edilmeyi, hayatlara dokunmayı kafaya takmalarını ve nasıl bir yoldan geçtiklerine tanık oluyorsunuz...


Aşk, rock, depresyon, inanç, müzik, ölüm, şiir, uyuşturucu,resim, fotoğraf, hırs, parasızlık, açlık... Tüm olaylar, duygular iç içe giriyor. Kitapla kendi içimde bir aşk yaşarken; TV’de ‘When You Are Strange’ isimli The Doors’un belgeseliyle karşılaşıyorum.. Kitapta The Doors grubunun solisti Jim Morrison’ın ölümünün Patti Smith’e yaşattığı hüznü, Paris’teki mezarına yaptığı ziyareti, belgeseli izlerken bir kez daha hatırlıyor, duygulanıyorum....
6 sene içerinde 80 milyonluk albüm satışı yapan The Doors’un eski görüntülerini izlerken, 20’li yaşlarındaki bu 4 kişinin insanları nasıl peşinden sürüklediğini, şiir ve rock’ın uyum içerisindeki bu etkisinin beni bambaşka duygulara sürüklemesini hayretle izliyorum... Ardından kitabımı okumaya devam ediyorum...

Sabah kalkınca ilk işim Robert Mapplethorpe’un Galeri Nev’deki fotoğraf sergisine gitmek oluyor. Patti Smith’in ve daha birçok ünlünün, en çok da Mapplethorpe’ın kendi portrelerini inceliyorum.
Patti Smith gerçek bir hikaye anlatıcısı. Bunu hem şiirlerinde hem de yapmış olduğu şarkılarda görebiliyoruz... Bağımsız ruhu, yoğun duyguları, sert sesi, garip çekiciliği ve olaylara karşı gösterdiği sakinliğiyle bir haftadır onunla, Rock ve New York’la yaşamak bana çok iyi geldi...
Yağmur yağıyor, mutluluk hüzüne karışmış durumda... Çoluk Çocuk kitabını bitiriyor, 27 yaşındayken nedeni bilinmeyen sebeplerle ölen Jim Morrison’ın sözleriyle kitabıma veda ediyorum...
This is the end, beautiful friend
This is the end, my only friend
The end of our elaborate plans
The end of ev'rything that stands
The end
No safety or surprise
The end
I'll never look into your eyes again
Can you picture what will be
So limitless and free
Desperately in need of
some strangers hand
In a desperate land….
30 Aralık 2010 Perşembe

Kararlar yılı.
Hali hazırda rahat kariyerimden vazgeçip yepyeni bir yola doğru otostop çekmeye başladım altı ay önce. Zaten ondan önceki 6 ayda da vazgeçip vazgeçmemeye karar vermeye çalışmıştım... İki kabul görmeyen istifam, çeşitli sinir krizlerim, bir kaç kişiye saldırım oldu... Sonunda tüm karşıt ve yandaş fikirlere kulaklarımı tıkayarak, içimden ne geliyorsa onu yaptım.


2010 en iyi Tiyatro: Punk Rock2010 en iyi Gazete: Zaytung
2010 en iyi Film: Alice in Wonderland ( izleyebilseydim bu Black Swan olurdu herhalde)
2010 en iyi Kitap: The Lost Symbol- Dan Brown. ( kötünün iyisi diyelim, 2010'da basılmamış ama bana en çok ilham veren kitap Dublörün Dilemması- Murat Menteş)
2010 en iyi Sergi ( İki adet birincim var!): Japon Medya Sanatları ve Hüseyin Çağlayan.

Annem daha önceki senelerde olduğu gibi bir gece önceden arayıp İstanbul’un çok soğuk olacağı bilgisini iletti...
Yine Tansu Çiller’i hiç özlemedik...
Kuzenlerim doğum günümü unuttular...
4 farklı ajanda kullandım...
Bisikleti İstanbul’da bir ulaşım aracı olarak kullanmak isteyenler ezildiler...
6 aylık bebek izni hiçbir doğum yapan anneye yetmedi, bu müdürleri delirtti...
Ümit ediyorum ki Mehmet Ali Erbil ekranlara geri dönmemek üzere gitti...
THY rötar konusunda yine kimsenin eline su dökmesine izin vermedi...
Ailem, son 4 senedir yine ben iş değiştirirken her seferinde olduğu gibi, kararımın benim için ne kadar uygun olduğu ve benim en başından beri zaten bu işi yapmış olmam gerektiğine dair attıp, tuttular. ( iyi anlamda söylüyorum)

2010’da daha önce ki seneler yapmadığım birşey daha yapmaya başladım...
i-loveart.blogspot.com’a yazılar yazdım... Bugün ayda 7000 kere tıklanan bir blog haline dönüştü. Giderek artan tıklanma ve izleyici sayısı benim en büyük motivasyonum oldu!
Sonunu tahmin edemediğin seçimlerin beni korkuttuğu, ve sonra da hiç korkutmaması gerektiğini farkettiğim bir yıl yaşadım...

Vakit ayırıp okuyan, yorumlarını hiç eksik etmeyen, ara sıra acımasızca mailler atan Ali, Veli , Kırkdokuz, Elli ve sizlere çok teşekkür ediyorum!
Sevgiler,
Ceylan
21 Aralık 2010 Salı
ASSOULINE


Resim, Fotoğraf, Moda, Yeme- İçme, Sinema, Spor, Seyahat alanlarında yaptığı yayınlarla Paris, New York, Las Vegas gibi şehirlerden sonra İstanbul’da görmeyi kafayı Assouline’i İstanbul’da açmaya takan İrem Hanım sayesinde başarıyoruz.

İçeride muazzam dekorasyon, kitap kokulu mumlar ve birbirinden özel seçilmiş kitaplarla zevkten dört köşe olma hakkı kazanıyorsunuz...
Yılbaşı öncesi orjinal hediye bulma konusunda sıkıntı çekenlere; Art Game Book, Fashion Game Book, Vintage Shakers, Özel Kitap Rafları, koleksiyonerlere ise özel bavullar, ilk basım dergiler... Hiçbir şey almak istemeyenlere ise göz zevki, huzur ve yeni bir nefes alma ortamı sunuyor...

‘Assouline’, bir anda ‘ben gittim sen de git’ listesinin en başına geçerek 2010’un kazananı oluyor!
Adres: Cevdet Paşa Cad. No. 25A Bebek, İstanbul
Tel: 0 212 287 5534

.jpg!Blog.jpg)






