müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Bir Tatlı Huzur- John LEGEND


Yine ülke olarak rezil bir haftasonu geçirdik. Katkıda bulunan, emeği geçen sayısız politikacıya, emsalsiz stratejilere bakakalmaktan başka bir şey yapamıyoruz. Sokağa çıkmaktan her an korkan insanlarımız unutmasın bunlar hep büyük bir ülke olduğumuz için başımıza geliyormuş! Keşke küçük kalsak, keşke hiç büyümeseydik...

Kan gövdeyi götürürken, her gün bu kadar da olmaz dedikten sonra sanattan konuşmanın ne manası var diyorum bazen. Sonra da az biraz müzik, bir tutam film, içimizi ferahlatacak bir resim de olmasa iyice kopucaz, iyice anlamsızlaşacak hayatımız diyerek yazıyorum...

Allah izin verir de barış içerisinde hayatımıza devam edebilirsek bu sene temmuz ayında 20. İstanbul Caz Festivali gerçekleşecek. Program yoğun, sanatçılar sıkı.


Daha çoook var diyebilirsiniz ama biletler satışa çıktı ve kimi isimlerin biletleri hızla tükeniyor.
Özellikle 9 Grammy Ödüllü John Legend'ın konseri için kolları sıvayın, cüzdanları hazırlayın. R&B, hiphop, soul, jazz fusion kategorilerinin 34 yaşındaki genç temsilcisini kaçırmayın.

O zamana kadar hayatta kalırsak, konserde görüşürüz!  



-Fotoğraf: deviantart.com by lejaaaaaaaaaa

26 Mart 2013 Salı

Bir Büyük Adam


Bir özel adamdan bahsedelim bugün. Müzik eğitimi almamış olmasına rağmen dönemin en büyük müzisyenlerinden bir tanesi olan; Zbigniew Preisner. Polonyalı bestecinin yol arkadaşı sinema tarihine Kırmızı, Beyaz ve Mavi'yi bağışlayan Kieslowski... Her ikisi de bu üç büyük film sonrası meşhur olmuşlardır.

The Secret Garden, When a man loves a woman, The Beautiful Country, The Double Life of Veronique filmlerinden en bilinenleri.

Hala Varşova'da yaşamını sürdüren Preisner'ın besteleri yaşamın içinde barındırdığı her tonu  o kadar iyi anlatıyor ki onu dinlerken insan kendi ruh halini unutup bambaşka denizlere yelken açıyor... Biraz melankolik, biraz heyecanlı, biraz mutlu, biraz karanlık, biraz aydınlık...



www.preisner.com

4 Mart 2013 Pazartesi

Müslüm Baba



Üniversitede hep beraber çimlerin üzerine uzanmış, finallerden bahsederken aramızdan biri; 'Müslüm Baba'yı öyle seviyor, öyle güveniyorum ki sevgilimi bile emanet edebilirim... Mesela İbo'ya asla...' demişti...

Hakikaten Müslüm Baba'nın insana güven, sevgi, anlayış veren, her derdine derman olacakmış gibi bir hali vardı... Ki bir çok şarkı sözüyle hayata itirazı olanlara, aşk acısı çekenlere, zamana karşı koyamayanlara, kalp yarası olanara, çekip gidenlere, yalnız bırakılanlara derman oldu... İnsanlara yalnız olmadıklarını, onları anlayan birinin olduğunu sık sık hatırlattı...

Onun müziğini dinlerken kendini kesen sevenleri de, evinde oturup boğaz manzarasına karşı şarabını yudumlayan da vardı... Üniversitede tez konusu olması boşuna değildi.

Böyle adamları 'büyük kalpli' diye tanımlıyorum... Babası annesini öldürmüş, kendisi öldü sanılıp morga konmuş, kardeşi davalıları tarafından öldürülmüş acıyı içselleştirmiş ama yılmamış bir adam... Menajeri 'O hayatı boyunca hiç mutlu olmadı' demiş... Eminim ki doğrudur... Başkalarının da acısını alıp kendisi çeken, halden anlayan,  özel bir adam ayrıldı bu sefer de aramızdan...

Boşuna 'baba' olmadı, boşuna bu kadar sevilmedi... İnternette yorumlara göz gezdirirken şöyle bir entry gördüm ' kerhane aç, orospun olayım baba'... Böyle bir sevgi ben görmedim, duymadım...

O insanlara kendini adadı... Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...


                                                                        KALBİM




AFFET


NİLÜFER



                                                                 TANRI İSTEMEZSE




SENSİZ OLMAZ




13 Şubat 2013 Çarşamba

FUN / WE ARE YOUNG

Grammy bizler için seçti; dinleyelim silkelenelim... buyrun karşınızda yılın şarkısı...





4 Aralık 2012 Salı

GÖKYÜZÜ MASMAVİ!


90'larda gençliğinin doruklarında olanların kulaklarından hiç gitmemiş dingin, yalın bir ses.  Enteresan bir biyografi. İsviçre'de doğan Genç Osman daha sonra Türkiye'ye gelerek Marmara Üniversitesi Resim Heykel bölümünü bitirmiş. Tesadüf eseri Mavisakal'ın solisti olarak müziğe bulaşmış. Ardından Hindiba grubunun kuruculuğunu üstlenmiş ve sonra da ortadan kaybolmuş...

Sesini bizden esirgediği dönemlerde çevirmenlik yapan Genç Osman şimdi Gökyüzü Masmavi albümüyle yine hayatımızda. Bir arkadaşım 'alo nasıl yani hiç duymadın mı? Sen nasıl 80 jenerasyonusun arkadaş?' diyene kadar kendisinden haberdar olmadığım Genç Osman Yavaş'ı benim gibi habersizlere öğretmeyi görev edindim... 'Özellike Affet Gitsin, Hepsi Aynı ve Aylin Aslım'la düet yaptığı Dilek Tutmak'ı dinle, paylaş, sev, baş tacı et...'

Buradan dinle!

Sevgiler,

 

   

25 Mayıs 2012 Cuma

CAN BONOMO



İsmi gibi insan, Can.  Besbelli Türk Pop’unu canlandırmak, heyecanlandırmak, es vermesini
sağlamak üzere bizlere gönderilmiş bir nefes.

Cahit Külebi’nin ‘İzmir’in kızları deniz, denizi kız’ mısralarından esinlenerek yapılmış bir şarkının
zaten kötü olmasını bekleyemezdik ama işin içine bir de Can’ın enerjisi, sadeliği, doğallığı ve
kendine has kimselere benzemeyen tarzı dahil olunca insan ‘sonunda!’ diyor.

Can’ın prodüktörü, aranjörü, yönetmeni, destekçisi, arkadaşı, sırdaşı bir başka Can (Saban) da 
‘Biz baştan beri beraberdik. Klibi bile çekerken arkadaşlarımızı aradık, onlar geldiler. Herhangi 
bir cast ajansıyla anlaşmadık’ diyor. Zaten yapılan işin her köşesinden arkadaşlığın, amatör 
ruhun,  azmin ve içtenliğin gücü fışkırıyor.

Sanırım Can sayesinde ilk kez oturup Eurovision izleyip, çekirden çıtlatıp Can’ın kazanmasını
sabırsızlıkla bekleyeceğim. Gerçi iki ay önce kimse adını bilmezken şimdilerde herkesin hayran
olduğu birine dönüşerek Eurovision’a daha gitmeden kazanmayı başaran ilk isim olarak Can
çoktan Türk müzik tarihinde yerini aldı.

İhtiyacın olmasa da iyi şanslar Can.

Güzel İzmir’in güzel insanlarını seviyorum haydeeee!  

7 Mart 2012 Çarşamba

YİTİRMEDEN


Kavak Yelleri'nin üç aylık yaz dizisi diye başlayıp yıllarca sürmesinin en büyük sebeplerinden biri bence müzikleridir. Pinhani'yi onlarla tanıyıp, hayran kalanlardan biri olarak son albümlerinde beklediğimi bulamasam da 'Yitirmeden' isimli şarkıyı buraya not düşmeden geçemeyeceğim.. ( dinle! )



durup düşünmeye zamanın olur mu?
yitirmeden anlamaz insan
sevdiklerin yolun sonunda
sarıl her fırsatında o insana
arkasından ağlayan olma
geri getirmez çok ağlasan da

durur, durur belki başucunda
annen baban kendi çapında
abin bile 47 yaşında
ömür, ömür sanki bir kara kutuymuş
gün gelince herkesin açılmış
ama sorarsan hep geç kalınmış

güzel günlerimizin bittiğini sanma
belki bir daha böylesi olmaz
ama her bir gün güzel aslında
yakın durmanın zor olduğu ortada
uzak olmak her zaman en kolay
ama en zoru yalnız olunca

uyur, uyur belki hep yanında
ilk sevgilin kendi solunda
her hatıra asılı duvarında
ömür, ömür sanki bir kara kutuymuş
günü gelince herkesin açılmış
ama sorarsan hep geç kalınmış

22 Şubat 2011 Salı


Okul yıllarında hep vardır ya tipler ellerinde gitar okul köşelerinde çalışırlar, triplere girerler, grubumuz var vesaire... Kimse onları pek ciddiye almaz.

Ortaokul, lise zamanı okul sonrası ekip olarak çalışmak isterler, gruptan birinin annesi arıza çıkarıp illaki okul müdürüne, yakın gördükleri hocalara şikayette bulunur zindan ederler çocuklara ortamı...

Yedikleri azar onları yıldırmaz, hep bir uğraşırlar bir araya gelmeye. Evde kedi, köpeğin hatta muhabbet kuşunun sesi bile daha fazla kabul görür gitar, batari sesinden. Gençlik evden kovulur. Ev ahalisi laf etmese apartman sakinlerinden en az biri, en çok hepsi bu işe çomak sokarlar.

Okul, zaten çocukların var gücüyle okuldan uzaklaşarak ev ortamlarında ders çalışmalarına göre dizayn edilmiştir... İki ara bir derede kalan tiplerimiz zamanla bu heveslerinden vazgeçerek ilim irfan yuvasına geri dönerler. Gelecek yıllarında da ‘ Bizim de lisedeyken bir grubumuz vardı’ diyerek muhabbete bir kaşık tuz da atma şansına erişirler...

Tabi bazı çıkıntılar, her ne olursa olsun yıllar boyunca onlara yapılan eziyete, söze katlanır, kafalarına göre takılırlar. Annelerinin ‘Oğlum bak bir mesleğin olsun önce, sonra bir hobi gibi yaparsın bunu da’ diyerek heveslerini kursaklarında bırakma, babaların bir köşeye çekip ' baba-oğul' konuşması methodları bile bu çıkıntıları durduramaz. Geleceklerinin belirsiz olması onları korkutmaz. Belli bir parayla ortalama giderlerini kazanacakları ruhsuz bir iş yerine çocukluk hayallerinden vazgeçmezler. İleride beş parasız olma ihtimalini göze alırlar.

Üniversitedeyken her dönemin başında bir kez görüp sonra izini kaybettiğim bir arkadaşımın TNK’nin albüm kapağında resmini gördüğüm günden beri sürekli aynı cd’yi dinliyorum. Gitar çaldığını, bir grupları olduğunu ve bu yüzden uzun aralıklarla ortadan kaybolduğunu bilirdim. Sınıfa adım attığında da ‘ Konserimiz vardı, gelemedim’ dediğinde hep üfürükten attığını düşünür, ne zaman vazgeçeceğini merak ederdim.

Bu esnada beyler almış yürümüşler. ‘Söyle Ruhum’ albümüyle yaptıkları çıkış etkileyici. Arada hüzünlendirse de umut veren söz ve müziklerden oluşan başka bir esinti yarattıkları... Yolunuz açık, azminiz tüm yukarıda bashettiğim tiplere örnek olsun! Çeldiricileri elemişsiniz, tebrik ederim.

Parçalar için tıklayın.

24 Ekim 2010 Pazar

Facebook/ Feysbuk

Türkiye’deki yoğun kullanıcı sayısı Amerika ve İngiltere’den sonra 3.’lük madalyasını boynumuza takmamıza sebep olan Facebook ve 2006 yılında bombabomba.com albümüyle en çok satan sanatçı ünvanını kazanan İsmail YK’yı buluşturan şarkının nakaratı aşağıda okumanız için sunulmuştur.

Facebook facebook hergün aradım durdum
Facebook facebook bu kızı ordan buldum
Facebook facebook görür görmez tutuldum
Facebook facebook galiba aşık oldum

Bu nakaratı ilk kez dinledikten sonra etraftakilere İsmail YK’nın Çılgın- Feysbuk şarkısını duyup duymadıklarını sordum ancak çoğunluğun ‘sen yanlış anlamışsındır’ yorumlarına maruz kaldıktan sonra, kendi duyduğuma değil, başkalarının benim yanılmış olduğuma dair söylediklerine gönülden isteyerek katıldım.

Şarkının gerçek olduğu kanıtlandıktan sonra güldüm ve geçtim. Ta ki 18-19 Ekim’de Interaktif Pazarlama Zirvesine katılarak başladığım haftayı David Fincher’ın The Social Network filmini izleyerek bitirene kadar.

Pazarlama Zirvesi’nin son oturumunda 5 genç- 5 pazarlama yöneticisine karşıydı. Birbirlerine sordukları sorular genelde kahkahalarla cevaplandı. Son zamanlarda izlediğim en keyifli panellerden biriydi. Taraflar karşılıklı birbirlerini tanımaya çalıştılar. Ancak belli ki gençleri anlamak ve çözümleyebilmek artık farklı bir iş kolu. Onlar gelecek dönemlerde hepimizin ezberini bozacaklar besbelli...

‘Hangi markaya sadıksınız’ sorusuna ‘ Niye bir markaya sadık olayım ki?’ ile cevaplayan, ‘En çok tercih ettiğiniz mecra’ sorusuna ise ‘ Hiç televizyon izlemediğim günler oluyor ama internetsiz asla’ diyen gençlik ‘Facebook yaşadığımın kanıtı olduğu için kullanıyorum’ diyor. Tanıştığı kişilerin telefonlarını isimlerini kaydetmekle uğraşmak yerine onlara face’ten ulaşmak ve ilişki durumlarını öğrenmek böylece acısız, kansız.

The Social Network’ü kuran 20 yaşındaki Mark Zuckerberg’in onu terk eden kız arkadaşından öç almak için geliştirdiği fikirlerin sonucu olarak ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan facebook’un bugünkü kullanım sebepleri aslına bakarsanız kuruluş amacına hizmet etmeye devam ediyor. Kısaca Sen Kimsin, Ne yapıyorsun, Sevgilin var mı yok mu? Bir sene önce duyduğumda güldüğüm İsmail YK esasında biz bu filmi izlemeden çok önce konunun özünü çözmüş ve şarkısını yapmıştı; ‘Hergün aradım durdum, facebook facebook bu kızı oradan buldum’...

Mesleğini seçmek üzere olan gençlere sürekli olarak aşık olacağın bir meslek seç, çalışıyormuş gibi hissetmeyeceğin hobi gibi yapacağın bir işle uğraş diye öğütler veren büyüklerimizin, Sony Vaio bilgisayarıyla bütünleşerek gece gündüz çalışan Mark’ı asosyal ve sıkıcı olarak tanımlamaları ise tartışılmalı.

Facebook gibi diğer sosyal ağlar sebebiyle tamamen bireyselleştikleri, online ilişkiler kurdukları için durumları vahim bulunan gençleri mütamadiyen eleştirmek, asosyallikle suçlamak, onları kısıtlamaya çalışmak ve eski dostulukların çok daha iyi olduğuna dair onlara hikayeler anlatmayı bırakmak gerek çünkü onlar bu şekilde yaşamaktan gayet hoşnut.

Gençler tarafından kullanım oranı artarak devam edecek olan internet üzerine sayısı artarak devam eden araştırmalar, yaratıcı çalışmalar yapılmalı. Keza İsmail YK bunu öngörmüş olacak ki bundan 4 sene önce bombabomba.com adlı albümüyle yılın en çok satan sanatçısı olmayı başarmış.

Facebook filmini kullancıları dışında kimseye tavsiye etmeyen, diyalogları sıkıcı ve takip edilmesi zor bulan eleştirmenleri dinlememenizi, mahremiyetten hoşlanmayan ve hayatlarının her anını online olarak paylaşmaktan mutlu olan yeni neslin bu özelliğini keşfederek 500 Milyon üyeye sahip 25 Milyar Dolarlık bir şirkete sahip Harvardlı Mark'ın hikayesini izlemenizi tavsiye ederim. Yeni nesil, beklentileri ve yaşam tarzlarını farkında olmadan analiz edip, dünyayı peşinden sürükleyecek fikir bulmak nasıl olur görün.

O zaman feysbuk şarkısının son 4 dizesiyle veda edelim...

Lokomotif Gülşen, çıtı pıtı Birsen ah bir görsen

Cici bici Ebru, esmer Banu tanışabilsen

Güzellerden güzel beğen ne istersen

Herkesin zevkine göre facebookta


7 Eylül 2010 Salı

Bono Tarihinde Hiç Sahnede Yuhalanmış mıdır?

Bono bundan 10 sene sonra bir kitap yazmaya kalkışsa, sahnede en kilitlendiği an olarak 06 Eylül 2010’u verebilir. Bilmiyorum her konserinde kendisini gezdiren insanlara teşekkür ediyor mu ama, Egemen Bağış’a teşekkürün ardından bitmek bilmeyen bir yuhalanmayla karşılaşmasının ardından, böyle bir adeti varsa, vazgeçebilir.

U2’nun Türkiye’de olma durumu ve hissettirdikleri bizler için bir ilkti. Ancak yuhalanma sebebiyle konuşmasına devam edemeyerek, “Tamam dostlar sakin olun, bir daha siyasi bir isim ağzıma almayacağım ” demek zorunda kalması da bence onun tarihinde bir ilkti.
Birçok kişinin kendisini artık Hazine Bonu’su olarak kabullendiği bu günlerde, siyasilere yakın hallerinden rahatsız olan sadece dış dünyada değil iç dünyada da pek çok insan olduğu dün gözlerle görüldü, kulaklarla duyuldu.
Ben açılışı Beautiful Day ile yapıp beni kırmadığı için sadece kendisine müteşekkirim. Sağ olsun, var olsun, Allah bugünümüzü aratmasın.

Müzik ve görsel dünyayla işi gücü olan herkesin kare kare fotoğraflaması gereken bir konserdi. Planlama, program, teknik alt yapı, görsel güç büyüleyiciydi. Bono’nun playback mi yapıyor acaba dedirten müzik CD’sinden birebir kopya sesi etkileyici, enerjisi dudak uçuklatıcıydı. Sevgilisinin, karısının, kocasının zoruyla gelen ahalinin iyi ki beni kandırmışsın da gelmişiz açıklamaları havalarda uçuşuyordu.

Bir ara cips kola özel almaya giderken, güvenlik görevlilerinden biri gelip istiyorsanız sizi sahnenin en önüne 50 papele sokarım dedi. Ben tabi ki atladım. Ancak ekibimizin aklıselim insanları "yok canım ne gerek var, sağ olun" dedi. Adam keyfiniz bilir diyerek arkasını dönüp gitti, ama ben adamın peşinden koşarak sırtına atlayıp durdurmak, bizimkilere de “iyice düşünün bak, olmadı geri döneriz” demek istedim. Olmadı olduramadım. Herkes yerinden memnundu. Ancak belki de Bono’nun elinden tutarak sahneye çıkardığı, kucağına yatıp şarkı söylediği ve sahnede dans ettiği kız ben olabilirdim! Hayat bana bir kere daha tokadı basmıştı.

Zülfü Livaneli’nin Bono’yla düeti, “Yiğidim Aslanım”ı söylemesi, One şarkısına giriş ve 360 derecelik sahne gözlerimi kapadıkça aklıma geliyor… Beni birçok kere hayallere daldıran, ve çıkartmayan Bono’nun “Beatles’ın en sevmediğim şarkısı İmagine’dır, çünkü boş hayallerden hiç hoşlanmam” açıklamasını hatırlamamla silkeleniyorum, yazımı yazmaya başlıyorum…

26 Nisan 2010 Pazartesi

Yeni Dergimin adı: 46


Tam keyfime göre yeni bir dergiye kavuştum, dişlerim hafif gözükecek şekilde gülümsüyorum.

Akli dengesi bozuk kişilerin raporları üzerinde yazan “46” rakamından esinlenerek konan bu isim sanırsam ki az da olsa dergi hakkında fikir verecektir.

Görsel etkisi sebebiyle okuyucuyla arasında muazzam bir çekim gücü oluşturan derginin yaratıcı yönetmeninin Mehmet Turgut olduğunu okuyunca konu gayet netleştiriyor.
Fotoğrafların birçoğu Mehmet Turgut’un elinden çıkmış. Özellikle Cem Yılmaz, Levent Can ve Ayşe Özyılmazel ile yapılan röportajlar ve fotoğraflar birkaç kere tekrar baştan okunacak ve incelenecek şekilde sarsıcı.

Cem Yılmaz

46 kendini şöyle tanımlıyor:
Tavır: Rock
Cinsiyet: Unisex
İçerik: Moda-Stil-Sinema-Müzik-Sanat-Trend

Dergi 2 ayda 1 çıkıyor. Yukarıdaki ilk fotoğrafta Mart 2010 tarihli ilk sayının kapağı ve dergiye konuk olanların isimleri yer alıyor. Bu konukların en deli hallerini görmek için ilk sayıyı alma şansın hala varken kaçırma derim, aşağıda dergide yer alan fotoğraflardan bir kaç örnek sunar, öperim.

Bengü
Sinem Öztürk
Özgür Masur
Ayşe Özyılmazel
Levent Can
www.46magazine.com

13 Nisan 2010 Salı

ÇIBIK KRAKER

Her şey Kanyon D&R’da haftalık araştırma geliştirme turumu atarken başladı. DVD’lere bakarken gözüme bir albüm kapağı değdi. Fotoğrafın renkleri ve kendileriyle dalga geçer halleriyle 4 eğlenceli şahsiyet.

İsim/ Ad: Multitap. Yabancı bir grup sandım, değil! Albümün arkasındaki şarkı isimlerini inceledim. 2. Şarkının adı “ÇIBIK”. Ortaokuldan beri en sevdiğim atıştırmalıklardan biri olan Çubuk Kraker’e son 10 yıldır “ÇIBIK”,evet kelimesine de “İVİT” dediğim için demek benden başkaları da varmış bu evrende yalnız değilmişiz diyerek heyecan yaptım. Hiçbir şarksını dinlemeden bir fotoğraf ve “çıbık” kelimesine fit olup albümü aldım…
Beni son zamanlarda en eğlendiren albümlerden biri, işe giderken yolda dinlemekle yetinmeyip, kurumsal ofisimize 5 dakikalık mola tadında “”ÇIBIK” şarkısını ikram ettim. 2 hafta önce gerçekleştirmiş olduğum bu aktivitenin arkasından her gün en az 5 kez istek parça alıyorum ve açıyorum sesini… En kafasını kaldırmadan çalışan arkadaşlarımızda bile hareketlenme gözlemliyorum. Evde ise sürekli olarak “Battaniyem” parçası istek yapılıyor. 2 hafta oldu, dinlemekten sıkılmadığım için sizinle paylaşmayı uygun gördüm. Yazın bol bol dinleyeceğimizi umduğum bu şarkıları şimdiden çalışmaya başlayabilirsiniz bu vesile ile.

Albümün prodüktörünün Demet Evgar oluşu enteresan, prodüktörlük de yaptığını bilmiyordum. En çok da albümü satın almama sebep olan fotoğrafçısı Göknur Olguner’i merak ettim. Stüdyosu Washington DC’de olan Göknur; 2009’da Beverly Hills/California’da en iyi fotoğrafçılardan biri seçilmiş. 2006’da da Washington DC.’nin en iyi 10 düğün fotoğrafçısı sıralamasında yerini almış. Evleneceklere duyurulur. (http://www.elevenhearts.com/)

Albümün içerisinden bir de mini poster çıktı, içimden ofisteki masama asmak geldi ama en son ne zaman duvara poster astığımı hatırlamayacak bir yaştayken, böyle bir hareket yapmak yanlış anlaşılmama sebebiyet verebilir mi bilemedim, cesaret edip asamadım…

4 Nisan 2010 Pazar

Haftanın Albümü: ZİRZOP




İsmiyle tamamen özdeşleşen (zirzop: maniac) keyifli bir dinleti.
Solist “Fatima Spar” bir Türk; grubun geri kalanı “Freedom Fries” çeşitli Balkan Ülkerlerinden, grup halk arasında Viyanalı olarak tanınıyor.

Yaşatacağı fiziksel etkiler ve hisler:

Durduğun yerde hafiften sağa ve sola kaykılmana sebep olacak,
Dudakların gülümseme hevesiyle yanaklarını toparlaklaştıracak,
Çocukken yalın ayak sokakta koşturup üstüne papara yediğin günleri neşe ile hatırlamak suretiyle geçmişe özlem hissi yaratacak.
Belki zıplayabilirsin.

Değerli izleyicilerim arasından bulunan Fiko;
Albümün 2. Şarkısı “Kızılcıklar oldu mu?, gönderdiğim çoraplar ayağına oldu mu?” senin için çalıyooo....