bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2012 Pazartesi

Evde bir Bayram Havası

                                       ( downton abbey- saf- temiz- günahsızlar topluluğu)

Bayram geliyor, çantalar hazırlansın en hızlısından uzaklara kaçılsın. Büyük bir keyifle başlayan bayram tatili 'annecimm dört gün kaldı, üç, hayır iki Allahh'ımmm birr!' nidalarıyla sona ersin istiyorum.

'Nerede kaldı eski bayram sabahlarının neşesi' diye sitem eden aile büyüklerine artık gerekli sert cevapların verildiği ve bu serzenişin sonsuza kadar raflara kaldırıldığı bir bayram olsun diye her gece yatmadan önce dua ediyorum.

Esasında çekirdek bir ailenin vazgeçilmez üyesi olmasam, alırım yastığı yorganı bilgisayarı kimine göre dokuz kimine göre altı günlük tatilde su bile içmeden dizi seyrederim. Milletin düzenli bir işe, haftada iki gün spor yapmasına, yoğun bir sosyal yaşantısı olmasına ve bir de sohbeti geçen her diziyi takip edebilme yetisine hakikaten akıl erdiremiyorum. 

Yeni diziler ve yeni sezon bölümlerini izlemek istediğim eski diziler aşağıdaki gibi. Acaba ben de mi artık kitap değil kitap özeti okusam, dizi değil dizi özeti izlesem, şarkı değil şarkı özeti dinlesem?

                                                     (gossip girl- çirkefliğin son sezonu)

1. Downton Abbey
2. Good Wife
3. Gossip Girl ( seviyorum işte var mı diyeceğin)
4. Homeland ( fena taktım)
5. Mad Men
6. Newsroom
7. Political Animal
8. Grey's Anatomy ( klasiklerden vazgeçmem)
9.  Arrow
10. Touch
11. Modern Family
12. The Walking Dead ( itiraf; korkuyorum ama olsun)
13. Game of Thrones
14. Revenge 

Alt alta yazınca iyice ürkünç oldu. Bayramda hiçbir organizasyonum yok ne yapsam diye boynu bükük kalanlar üzülmeyin, onlarca bölüm siz heyecanlanın, mutlu olun, korkun veya stress olun diye hazırda bekliyor... Seçin, alın!


                                                 ( newsroom- kanmayın bu gülen suratlara)

21 Kasım 2010 Pazar

Gece Gündüz İstanbul

9 gün sonra surata tokatmış gibi atılan bir pazartesiyle karşı karşıyasınız. Ben değilim. Çünkü şahsen, bizzat ve kendim bayramda çalıştım. Pazartesi de tatilim...

Acı yok Rocky, sizin için evde yatmayacağım sokaklarda dolaşacağım. Merak etmeyin. Yalnız, geçtiğimiz bir hafta boyunca facebook, twitter’a girmedim, gazete okumadım, maillerimi sık aralıklarla kontrol etmedim. Hayat böyle olunca baya sakinmiş. Herşeyden habersiz olmak bir kıl iyiymiş, bu anlamda tatil hissi yaşadım, mesudum.

Hakkında henüz bilgi paylaşamadığım filmimizin çekimlerinden sebep gece, gündüz ve gün kavramlarımı accık yitirdim... Her gün uyandığımda bugün ‘Cumartesi mi’ diye soruyorum, balatalar yanmaya, hatlar karışmaya başladı.

Çorba kıvamında geçen günlerin ardından 2 küçük aktarımım var.

Birincisi.

Tam olarak hangi günün gecesi olduğunu hatırlayamıyorum ama bir akşam Wan-na’ya gittim. Geçen seneyle kıyaslandığında fazlasıyla sakin olmasına rağmen, tavsiye edilir.


Dolunaya iki gün kala terasta oturmak bu yılın en iç açıcı hareketleri listesinde ilk 5’teydi. Havanın güzel olduğu bir akşam toparlanın da gidin efemm...


İkincisi.

Bu sabah Mısır Çarşısı’na yakın bir handa çekim vardı. Mekana doğru yürürken 2 adet efsane beni kitledi.

Sabah, Akşam ve Posta gazetelerinin marka yöneticilerinin görünce pek de hoşlarına gitmeyeceklerini düşündüğüm boxerlar...

‘Ablacım komşularla dedikodulara son, kimseyi artık evine çağırmana gerek yok. Spy Ear’la yan komşu, alt kat, üst kat konuşmalarının sesi senin dairende’ diyerek ilgimi çeken tezgahtar ve ürünleri... Ne istersen var! Casus saat, casus kulak, casus kalem...


İstanbul'un her köşesinden bildirimlerim devam edecektir, röntgencilik işimiz...


29 Ekim 2010 Cuma

H.’nın LANETİ

Normalde; herkesin çalıştığı zamanlarda araya tatil sıkıştırmaya çalışıp, herkes tatil yaparken de çalışıyoruz. Bunun sebebini tam olarak çözemiyor, çok da konuyu iredelemiyoruz.

Ancak ilk kez düzene ayak uyduralım, biz de önceden program yapalım tripleriyle harekete geçtik. Şehirden biraz olsun kurtulmak, temiz hava almak, ağaç evlerde konaklayıp doğayla buluşma seremonisi yaşayalım istedik.

Lakin İstanbul’un pek çok köşesindeki ağaçlık alanlar, parklar katledilerek yerlerine hepsini temsil etmesi amacıyla manolya, ıhlamur, menekşe, kestane, gül gibi isimleriyle ‘şimdi burada yoklar ancak onları unutmadık, unutmayacağız’ havasında apartmanlar, siteler inşa ediliyor. Kese kese ağaç, çiçek kalmayınca zeki insan beyni yepyeni çözümler üretiyor. Evinin duvarını, çatısını, bacasını yeşillikle, çiçekle kaplayarak sana doğa hizmeti sunuyor... (greenovergrey.com)


Bizim evde bunlardan olmayınca, biz de mecburen uzak diyarlara nefes almaya gitmeye çalışıyoruz! Uzun zamandır methini duyduğumuz Kaz Dağları’na gitmek için araştırma yaparak, feribot biletlerimizi cebimize koyuyoruz... Ama doğa uyarısını yapıyor ve kendi kazdığımız kuyuya kendimiz düşüyoruz. Hava muhalefetine karşılık, feribot seferleri iptal edilince bize de sadece duvardan fışkıran bitki fotoğraflarına bakmak kalıyor... Bu arada sadece Havanın değil, bizim bir yere gitmemizi istemeyen H.’nın da konuyla ilgili laneti olduğunu düşünüyorum o ayrı...

Ama her şeye rağmen, tatilin çöp olmasından dolayı üzgün değiliz. Bendeniz hafta başında Ata’nın ses kayıtları temizlenerek tekrar yayınlandığından beri bir garibim. İlk koltukta uzanarak haberleri izlerken rast geldiğim Ata’nın sesi evde yankılanmaya başlayınca, hemen ayaklanıp toparlandım, o konuşurken yatmaktan utandım... Sesi hala kulağımda.

Şu an bilgisayar başında otururken düşündüm, çoğu tatilde oraya, buraya koşup gitmek için planlar yapmak yerine çalışmayı tercih etmemin O’nun sesi evde yankılandıktan sonra anlam kazandığını farkettim.

29 Ekim Bayramı’nız kutlu olsun!