
6 Mayıs 2011 Cuma
Şişhane Geceleri Volume 2

3 Aralık 2010 Cuma
PARİS DOLMUŞU
Eyfel’den bildiriyorum... Şans eseri Aydın’la tanıştım Paris’te. Aydın; Galatasaray Mezunu üstüne Sorbonne masterlı bir ‘’dolmuş şoförü’’...
2008’de işler istediği gibi gitmeyince Paris’e gelen Türkleri rahat ettirmek için Paris Dolmuş’u diye bir şirket kurmaya karar veriyor. Havaalanından otele, otelden havaalanına yaptığı servislerle Fransa’ya gelen Türkleri gereksiz streslerden kurtararak sadece tatilin keyfini yaşamalarını sağlıyor. Eğer istersen Paris Dolmuşu sana özel şoförlük hizmeti de veriyor... Sen sadece saat kaçta nerede olmak istediğini söyle...
İngilizce konuştuğunda Fransızca cevap vererek konunun bir yere ulaşacağına inanan Fransız şoförlere inat Aydın’ın ekibi senin her türlü problemini çözmek için ellerinden geleni yapıyorlar...
Sadece Türklere hizmet vermesi enteresan, komik, acayip ne dersen de. Paris Dolmuş’u ekibinden Serkan beni kontuara götürüp, bagajımı teslim edene kadar başımda bekleyip, bana sorulan her soruya sen cevap verdiğin ve tüm anlaşmazlıkları çözdüğün için teşekkürler!
Bizden birilerinin orada olduğunu bilmek güzel!
www.parisdolmusu.com
1 Aralık 2010 Çarşamba
Otelde Bir Gece
Sallanan perdeler sebebiyle, kapıya ilgimi kaybedip pencereye yöneliyorum. Ama perdeyi açmaktan da korkuyorum çünkü perdeyi açarsam kapımın önündeki adam koridor penceresinden beni görebilir!
25 Kasım 2010 Perşembe
Şehir ve Rencide Ruhlar

İstikamet ne zaman Taksim olsa ve paralel zamanda annem beni arasa konuşma şu şekilde ilerler:
Anne: Neredesin?
Ceylan: Yoldayım. Taksim’e gidiyorum.
Anne: Nee Taksim miii? Aman kızım dikkat et....
Bu alışageldik dialoglar, benliğime işlemiş bilinçaltıma yer etmiş.
Dün Taksim’e gidiyorum. Çat telefon, pat konuşma ardından benim için sorgulama ve farkındalık dönemi... Üç hafta önce patlayan bombanın düşüncesi, yarattığı stres ve küt arabanın üstüne çıkmak suretiyle camları silmeye çalışan hafif haplanmış olduğuklarını tahmin ettiğim iki tip karşımda... Bombayı tercih ederim.
fotoğraf: Alper Canıgüz'e ait fotoğaraf afilifilintalar.com adresinden alınmıştır.
21 Kasım 2010 Pazar
Gece Gündüz İstanbul
Birincisi.

Dolunaya iki gün kala terasta oturmak bu yılın en iç açıcı hareketleri listesinde ilk 5’teydi. Havanın güzel olduğu bir akşam toparlanın da gidin efemm...
İkincisi.
Sabah, Akşam ve Posta gazetelerinin marka yöneticilerinin görünce pek de hoşlarına gitmeyeceklerini düşündüğüm boxerlar...

‘Ablacım komşularla dedikodulara son, kimseyi artık evine çağırmana gerek yok. Spy Ear’la yan komşu, alt kat, üst kat konuşmalarının sesi senin dairende’ diyerek ilgimi çeken tezgahtar ve ürünleri... Ne istersen var! Casus saat, casus kulak, casus kalem...
İstanbul'un her köşesinden bildirimlerim devam edecektir, röntgencilik işimiz...
10 Ağustos 2010 Salı
YAZ BİTMEDEN!
Sıcaktan bunaldın, işten sıkıldın artık bir şeyler yapmalısın! Anlaşılamayacak hızda geçen 2 ayın ardından, yazın son haftalarında gerekli atılımı yapmalısın. En azından hafta sonu kaçamaklarını değerlendirmelisin. Son yılların en şaşalı dönemlerinden birini geçiren Çeşme’ye hala uğramadıysan, beni dikkatli dinle.
Çeşme Marina

Sanki İtalya’nın benzeri zor bulunur Capri Adası’ndasın. Hava ne kadar sıcak olsa da hafif rüzgârın etkisiyle karşındaki müthiş teknelerin arasında zevkle yürüyerek Marina kenarına dizilmiş mağazaları dolaşacaksın. Deniz kenarına ve Çeşme dokusuna uygun olarak yapılmış mimarisiyle “burası söylenenden çok daha güzelmiş” diyerek, Vakkorama H20, Slam, Home Store, Gant, Vakko Dekor, Emperio Armani, D&R, Teknosa, Megalov, Henri Lloyd, Takı, Nen’s gibi mağazaları keyifle gezeceksin. Asağıdaki fotoğraf Milestone'un içine ait. Orada yemek yemedim ama dekorasyonuna bayıldım!
Monk By Babylon tel: 0 232 712 93 31
Port Balık tel: 0232 712 02 77
MiCasa
Alaçatı’ya bu yaz ismini yazdıran MiCasa her gece dolu. Ağaçlar altındaki bahçesi, barı ve özenli dekorasyonuyla listenin olmazsa olmazı. Dünya mutfağından örnekler sunulan mönüde herkesi mutlu edecek yemekler var ancak Kırgız Usulü Mantıyı mutlaka sipariş etmelisin. Yemekten sonra iyi çalan, keyifli bir bara dönüşen MiCasa’ya gitmeden rezervasyon yaptırmayı unutma!
0232 716 60 75
Chefoods @Shayna
Aya Yorgi Koyu’nda ay ve deniz manzarası eşliğinde Şef Paul Morello’nun elinden çıkma lezzetli yemeklerle yeniden doğmuş hissi yaşayabilirsin. Cuma ve Cumartesi akşamları Vocal Jazz grubunun eşlik ettiği yemekten sonra ister Shayna da otur, istersen de Sole Mare, Babylon, Paparazzi veya Marakesh’e deniz yoluyla mekânın zodiac bot hizmetinden yararlanarak geç ve gecene devam et. Karar senin!
0232 712 11 22
8 Ağustos 2010 Pazar
Porof Zihni Sinir’in Planeti
Ağlayan GözlükSıcak mı yoksa öldürücü sıcak mı olduğu tam olarak belli olmayan bir havada Beyoğlu’nun arka sokaklarında sürünme dolanmadayım. Üstüme üstüme gelen ve beni ezmeye niyetli görünen arabadan paçamı kurtarıp, hala yaşadığımı fark ettiğim anda duvara yapışıyor ve ağzımdan birkaç pozitif kelime kaçırıyorum.
Duvara yaslanınca tam karşımda koşarak karşıya geçmeme sebep olan bir dükkan! Çocukluğumdan beri en sevdiğim karakterlerden biri olan Porof Zihni Sinir’in dükkanı sokağı aydınlatıyor. Sıcak hava, dar sokak, bu dükkan ve biraz önce beni ezmeye çalışan arabayı bir araya getirince sanki bir film sahnesindeyim burada olmak da bir kader…
Makyaj Ütüsü

İrfan Sayar’ın 1977’de yaratmış olduğu tipin, benim için önemi büyük. Dükkânda dolaşırken her gördüğümü satın almak istiyorum. Bakış açısı, hayal gücü ve titizlik beni etkiledi.
Ayakkabı Boyacı Sandığı Şeklinde Kahvaltı Seti

Yönetmen Çerçevesi

Göz Göze Gelme Gözlüğü

Bu arada Vizontele’de Deli Emin karakterinin bisikleti, evindeki eşyaları ve proceleri de Porof Zihni Sinir tarafından tasarlanmış. Hiç durmak bilmeyen İrfan Sayar, çocuklar için atölyeler, kurumsal şirket çalışanları için workshoplar düzenlemekteymiş.
Zaman ayırıp Porof Zihni Sinir’in yaptıklarını incelemelisin. Online satış da yapıldığını bilesin. Fazla konuşmayasın, gerçek tasarımın ne olduğunu göresin!
Çay Poşeti Sıkma Makinesi

Seyyar Satıcı Arabası Kalemlik

Radyolu Gözlük

www.zihnisinir.com
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Londra- Teknik Detaylar

Appletree Boutique
Adres: 164 Portobello Road, Notting Hill, London W11 2EB, United Kingdom
National Geographic Store
Adres: 83-97 Regent Street, London
Victoria and Albert Museum
Londra tam anlamıyla bir müze cenneti. Ancak 17 Nisan’da başlayan ve 26 Eylül’e kadar devam edecek olan Grace Kelly: Style Icon adlı sergi kesinlikle kaçırılmamalı! Moda ve stilden bu kadar söz ederken 1950’lerin en önemli Hollywood yıldızının ve daha sonra da Monaca prensesi olan bu özel kadının sergisini gezerken, onun zamansız özel stiline tanıklık etme fırsatına sahipsin. Adres: Cromwell Road London SW7 2RLPasifico Mexican Restaurant
Beş çayı geleneğinin mimarı Londra’da Thai, Çin, İtalyan, Türk, Mexican ve daha nice mutfaklarının en iyi örneklerine kolaylıkla ulaşabilirsin. Ancak Meksika yemeği sevmeyenlerin bile masadan kalkmak istemediği, sipariş üzerine sipariş verdiği Pasifico’yu pas geçme.Adres: 5 Langley Street, London
29 Temmuz 2010 Perşembe
ANNEM,İZMİR, ENFES YEMEKLER

Herkes annesini sever, benim annemi herkes sever.
Anne müthiş. Hayatını işe adamış, çalışkan, adaletli, fevri duygusal, romantik kızgın, anaç, hafif çılgın, cesur bir mimar.Onunla beraberken başa ne geleceğinin tahminini yapmak oldukça zor.
Trafik yeşil ışıkta akarken, kaza yapma pahasına önümüzde pat bir otobüs durur, bize yol verir. Arkadan kornalar çalar, adam aldırış etmez trafik tıkanır şoför otobüsün kapısını açar. Anneme önce bir saygı duruşu, sonra “nassın ablam, buyur geç” der. Televizyon izlersin karşına çıkar, pasaport vapur iskelesi önünde uzaklara dalmış, İzmir körfezinde yunusların oynadığını hayal ettiğini anlatır. Bir bakarsın arkası kesik kamyonetle gelmiş, “atlayın çocuklar sizi gezdireyim” der.
Değişik ruhlu kadın, eski lezzetlere fena halde düşkün- yeni yerler keşfetmeye meraklı.Dolu dolu yaşıyor, heyecanını paylaşmayanın da suratına bile bakmıyor. İzmir’e her geldiğimde en yorgun olduğu iş aralarında bile mutlaka beni bilmediğim ve bilmemin de imkânsız olduğu bir yere götürüyor…
Meşhur ZAİM USTA'nın YERİ


Ailede esnaf ruhu var, dolayısıyla sanayi sitelerine ayrı bir düşkünlüğümüz mevcut. Yaşadığımızı daha da iyi hissettiren yerlere gitmekten keyif alıyoruz, bir de üstüne lezzetli yemek yiyoruz.
Bakırcı Kadri olarak bilinen ve 1986 yılında aramızdan ayrılan dedemin arkadaşlarından ve öğle yemeklerini yediği nadir yerlerden bir olan Zaim Usta’nın 1. Sanayi Sitesi’ndeki yerindeyiz.
Zaim Usta, son 16 senedir aynı yerde. Ondan önceki yeri de tam tarih net olmasa da 35-40 sene olduğu tahmin edilen bir süre aynı mevkide yer almış. İçeri giriyoruz, “Hanımefendi Hoş geldiniz”i duyuyoruz.

Annem tabi ki el üstünde tutuluyor. Etraf pırıl pırıl, koku enfes. Ahçı şapkası ile yemeklerin efendisinin gülümsemesi bizi himayesi altına alıyor. Hipnoz edilmiş şekilde kendisine ve dolayısıyla yemeklere doğru gidiyor ayaklarımız. Zaim Usta’nın oğlu Kemal Usta dükkân içerisinde bulunan herkesin her hareketini takipte. Kim nereye oturuyor, ne yiyor ve tatlı yiyecek mi, eline kolonya döküldü mü, yemekten memnun kaldı mı? Tüm soruların cevaplayan Kemal Usta bir yandan da herkese yemeğini takdim ediyor.

2005 yılında Hürriyet Gazetesi’nin “Türkiye’nin en lezzetli pilavları” listesine girmiş. Burada her şey çok lezzetli. Nohut üstü pilav, köfte, acılı domatesli et, elbasan tava bizim 3 kişi tüketmeyi başardığımız yiyecekler. İnsan istiyor ki; bir soda içip, yediklerini sindirsin sonra da yemeğe devam etsin.



Yemeğe değil ama tatlıya devam ediyoruz. Tahinli Kemalpaşa tatlısı yiyoruz ve ben de şalterler kapanıyor. Daha önce böyle bir lezzet ne gördüm ne duydum. Oturduğum yerden kalkıyorum ve Kemal Usta’yı bizim masaya davet ediyorum. Kendisinin fotoğraflarını çekiyorum. Dünya tatlısı bir adam, 50 senenin hikâyesi, amatör ruhun özeni var. Mutlaka gidilmeli, yer 1. Sanayi Sitesi. Oralara işim düşmez dersen bile düşür, sonra da anneme teşekkür et!
Meşhur Zaim Usta’nın Yeri
Kemal Aksun
Tel: 0 232 486 60 34
Adres: Fatih Cad. No:91 Çamdibi-İzmir
22 Temmuz 2010 Perşembe
Londra Dayım 2

Fonda Pinhani’den Bir Anda-Miranda şarkısı, üst baş simsiyah yürüyoruz Londra sokaklarında.
Kutsal amaç: Çalışmak ve İş Bitirmek. Normal turist dostlarımızın sahip olduğu haklar karşısında boynumuz bükük. Galeri, Müze, Mağaza üçlüsü gece 8:00’e kadar bize yasak. 8:00’den sonra da zaten kapılar bildiğin duvar. Yine de yürüdüğün yolun sağ ve soluna bakmak serbest. Dolayısıyla insan bu; görüyor, düşünüyor.
Yürüyorum, aklımdaki soru “üniversite illa ki liseden sonra mı okunmalı”? Liseden sonra araya “2-3 yıl çalış sonra üniversiteye gireceksin” zorunluluğu konsaydı ben şimdi Bond Street üzerindeki University of Art öğrencisi olarak size bunları yazıyor olurdum. Ne okumak istediğimize daha bilinçli karar vermemiz gerekmiyor mu? Lise sonda sanat tarihi okumak istediğimde hem rehber öğretmen hem de aile meclisi, mezun olduğunda evde oturur kanaviçe yaparsın diyerek başlamayan kariyer planımı sonlandırmışlardı. Kimseyi suçlamayalım, ben de kendime inanmamışım demek ki. Sonuçta hamburgerin yanına kızarmış patates iyi gider mantığıyla, “ben işletme okusam fena olmaz herhalde ha” diyerek bölümüme karar vermiştim.

Zihnimde bu cümlecikler dolaşıyor çünkü Londra’nın insanı araştırma geliştirmeye-keşfetmeye-sorgulamaya yönlendiren ve hemencik içine çeken garip bir tarafı var. Resmen yeniden üniversiteye gitmeyi, bir dil daha öğrenmeyi, daha fazla yazı yazmayı, kitap okumayı, en az 6 ay burada ikamet etmeyi istiyorum. Uzun zamandır farklılıkların bu kadar olağan karşılandığı başka da bir yerde nefes almadığım için beynim biraz daha fazla çalışmaya başladı, durumdan memnunum.

Beni üzen tek şey, seneler önce Londra’daki bir müzikalde babamı Robert De Niro zannedip, imza alan ve fotoğraf çektirmek isteyen İngilizlerin beni ve arkadaşlarımı hiç bir şeye benzetmemeleri. Ama olsun. Gün olur devran döner, hayat bize de güler. Belki ben tekrar üniversiteye, arkadaşlarım Hollywood’a gider…
Sevgiler,
LONDON EYE
1 Temmuz 2010 Perşembe
PAZAR KÜLTÜRÜ
Daha sonra başka pazarlara da gittiğim için çok net söyleyebilirim ki Bostanlı Pazarına gelen bayanların şıklığı ve hoşluğu diğer hiçbir pazarda gözüme çarpmamıştır. Aradan neredeyse 20 sene geçmesine rağmen hala pazara giden bayanları incelediğinizde en azından saçlar sabahın 7:00’si de olsa sarılmış ve taranmıştır. İnci küpeler, gözlükler, rengârenk sade ama şık pantolonlar, şortlar giyen ellerine Pazar sepetlerini alan bu zarif hanımlar ülkemizin belki de en medeni şehrinde ülkenin belki de en espritüel, en cin fikirli pazarcılarıyla buluşmaya gitmek için yol alırlar.
Bayanları bu kadar hoş olan bir pazarın, kendisinin de farklı olması tabi ki su götürmez bir gerçektir. Pazar, aynen alışveriş eden hoş bayanlar gibi bakımlı ve alımlıdır. Özellikle giyim kısmı da açıldıktan sonra kalitesiyle ün yapmaya başlayan Bostanlı Pazarı, halk arasında “Bospa” adıyla anılmaya başlamıştır. Her köşeyi döndüğünüzde sizi güldürmeyi başarabilecek, dikkatinizi çekebilecek veya zekâsıyla hayretlere düşürebilecek başka bir tezgâhla karşılaşabilirsiniz.
Bu köşelerden birinde normalde pazardan satın almaya alışık olmadığımız akvaryum balıkları ve kaplumbağalarla karşılaşabilirsiniz. Akvaryumun yanındaki küçük salata tabağında az bir suyla üst üste konmuş kaplumbağaların yanında şöyle bir yazı görebilirsiniz.
“ Kaplumbağa satış fiyatı: 5 YTL, dokunarak sevmek: 1 YTL”.
_______________
“Bana yarım kilo domates”
“Ablacım 1 kilo yapalım”
“ Yok oğlum artık 2 kişi kaldık evde, çocuklar gitti, yarım kilo yetiyor bize” diye cevap verdiğinizde,
“ Ablacım madem çocuklar gitti, sen de rahat rahat harca artık abinin parasını kurban olayım al 1 kilo yahu” şeklinde akıl alabilirsiniz.
Domates tezgâhının önünde uzun uzun domates seçmeye çalışan, domatesleri teker teker eline alan, sıkan, torbasına koyan sonra tekrar torbadan çıkarıp başka bir domates alan ve onu incelemeye başlayan bir bayana;
“ Oğluna kız mı seçiyorsun kızım, hadi çabuk seç seçeceğini” diyerek müşterisini hafif azarlamaktan çekinmeyen yaşlı amcayı açık sözlülüğünden dolayı kutlayabilirsiniz.
Sebze, meyve kısmından kıyafet kısmına geçerken;
“ Merserize merserize gelsenize” diye seslenen merserizecinin önünden geçip hoş bir zihni sinir projesiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Havalar nefes almakta bile zorlanacağınız derecede sıcak olduğunda bir pazarcının, (kendi getirmiş olduğu küçük jeneratöründen güç alarak çalıştırdığı) vantilatörlerini tezgâhının 4 bir yanına koyup, sutyenleri vantilatörlere bağlayıp pazarın en uç köşesinden bile gözüken uçuşan sutyenler tezgâhına varıp sutyen almayacaksanız bile vantilatörlerle biraz serinleyebilirsiniz.
Serinlerken bir anda şöyle bağırışlara kulak misafiri olursunuz…
“ Teyzecim sen bu çorapları beğenmedin ama biraz önce Deniz Akkaya da buradaydı, O da bu çoraplardan giyiyor haberin ola…”
Tanesi 2,5 YTL’den satılan beyaz T-shirtlerde leke bulan müşterisi,
“ Evladım bu leke çıkar mı?” diye sorunca,
“ Ablacım sen hiç mi televizyon izlemiyorsun, artık çıkmayan leke mi kaldı, Seda Sayan izle biraz ablam. Bu arada bu Seda Sayan'ın ratingler yalan galiba!” cevabını alabiliyor.
Veya
“ 15 YTL’ye çanta 15 YTL’ye çanta” diye bas bas bağıran pazarcıya kızan ve
“ Yeter oğlum kulağımı patlattın vallahi sus” şeklinde bir uyarı alınca,
“ Hayırdır abla, kendini Akmerkez’de mi zannettin?” sorusuyla karşı karşıya kalınca gülmekten kendini alamayan bayanlarla karşılaşabilirsiniz.
Nam-ı diğer “Bospa” pazarının kalbimdeki yeri ayrı, bana kattığı neşesi farklı. Neşeli, umursamaz gibi gözüken ama hiçbir şeyi gözden kaçırmayan, zorlukları tebessümle aşan, Türkiye’de belki de en yaratıcı cümleleri ve fikirleri, en hoş sohbetleri, en akılcı çözümleri bulan bu küçük dünyayı keşfedin!
Ben bu yazıyı yazalı 2 sene oldu ve eminim ki Türk zekâsına bir kere daha hayran kalınacak yepyeni espriler ve yaratıcı girişimlerde bulunulmuştur... En kısa zamanda koşar adımlarla gitmek istiyorumm!

