izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2011 Pazar

Wallpaper & Vakko


İzmir’den 18 yaşımdayken çıktım, bir daha da tatiller dışında uzun süreli hiç kalmadım. Zihnimde anısı çok, acısı bol... Bazı simgeler var hep kafamda İzmirle ilgili. Küçükken dünyama yazılmış, hala var olduklarını zannediyorum...

Bunların en belirginlerinden bir tanesi de Kordon’daki eski Vakko binasıdır.

6-7 katlı körfez manzaralı binanın her köşesi film seti gibiydi. İçeride resmen şıklık vardı. Yerler bembeyaz mermer, en üst kattan zemine kadar uzana cam süsler aşağıda içerisine dilek paraları atılmış havuza kadar inerdi...


Şeker, çikolata ve gençler için tasarlanmış eğlenceli objelerin satıldığı ayrı bir bölüm vardı Vakkorama katında, kumaş katı diye apayrı başka bir kat.. Tüm körfezi izleyebileceğin, zaman zaman sergilerin yapıldığı kafesi Cumartesi günleri akşam üstü annemin arkadaşlarıyla buluşma, benimde etrafta takılma mekanımdı...

7-8 sene önce Vakko bu güzel binadan çıktı, Zara giriş yaptı... Zara’nın bu binasına sadece bir kez girdim...

Vakko zevkine hitap eder, etmez tartışılır... Ama etrafa kattığı güzellik, kendisine ve müşterisine gösterdiği özen tartışmasızdır, kabul edelim...

Dizayn, moda, sanat ve lifestyle konularında söz sahibi Wallpaper dergisi tartışmış, kabul etmiş. 7 senedir verdiği ‘Design Awards’ta bu sene ‘ Best Workplace’ ödülünü Nakkaştepe’deki binasıyla Vakko’ya vermiş.

Dünya çapındaki bu derginin verdiği ödül, bence son zamanların en iyi haberlerinden biri.






Sadece kazandığı paraya değil; değerlere, çalışanlarına, çevreye ve sanata verdiği önemle markalar daha da güçleniyor! Güzel binaların hep varolsun Vakko!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Megalov

Avrupalı Jigolo'da çok sevdiğim, saygı duyduğum Deuce Bigalow karakterinin ismini bana hatırlatması sebebiyle Megalov ismini görür görmez karşımdaki mağazaya sağ ayağımla girdim. İçeride gördüklerim beni heyecanlandırdı. Galata'nın hayat bulmasını sağlayan Laundromat, Atelier 55, Building gibi "concept store"ların bir benzerinin memleketim İzmir'de de nefes almaya başlaması keyifimi yerine getirdi. Çeşme Marina'da kendine yer edinen Megalov'da satın alım serbest, hem de ne istersen!

İzin istiyerek parantez açıyorum. (Lamı cimi yok Müjde Kotil'e ait tabloları, yerdeki Maybe design'a ait kilimleri ve Screw Love bikinileri istiyorummm!)

Simay Bülbül, Aida Pekin, Zeynep Erdoğan, Hatice Gökçe gibi farklı tasarımcıların elbise ve aksesuarlarının yanında, duvardaki resimden, kenardaki tabure ve sehpaya kadar özgün tasarımların yer aldığı Megalov'a git.

İzmir ve çevresinde benzer herhangi bir mağazayla karşılaşamayacağını hatırlatarak, ziyaret esnasında odaklanmanı ve özenle seçilmiş ürünlerin arasında anın tadını çıkarmanı dilerim.
Aynısının tıpkısının İzmir'e de açılmasını ve asla kapanmamasını temenni ederek sözlerimi bitiririm.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Bouchra Jarrar


Zarif, elegant, etkileyici ve sade. Ben İzmir’i, İzmirliyi böyle tanımlıyorum. 1,5 haftadır Çeşme, İzmir, Urla arasında geometrik desenler çiziyorum. Bu kadar çok güzel insanın bir arada olması hoşuma gidiyor. Sokakta salına salına yürüyen insanları izlemek vazgeçilmezim, aynı şekilde yavaş yavaş yürümek kanıma sızan bir alışkanlık oluyor.

Alaçatı Mi Casa’nın dışarıdaki masalarında mini grubumuzla oturuyoruz. Kapıdan giren kişinin İzmirli mi yoksa şehir dışıdan mı olduğu konusunda fikir yürütüyoruz. Çok da zorlanmıyoruz. İstanbul aşkım bir başka ama İzmir’in de diğer kentlerimize öğreteceği daha çook şey var!

En başta da “sadelik ve zarafet”, aynen Paris’in son dönemlerdeki gözde tasarımcısı Bouchra Jarrar’ın kendi tasarımlarını tanımladığı bu 2 sihirli sözcük gibi! Söylemesi kolay ama sahip olması çok zor olan 2 değerli kelime!






29 Temmuz 2010 Perşembe

ANNEM,İZMİR, ENFES YEMEKLER


Herkes annesini sever, benim annemi herkes sever.

Anne müthiş. Hayatını işe adamış, çalışkan, adaletli, fevri duygusal, romantik kızgın, anaç, hafif çılgın, cesur bir mimar.Onunla beraberken başa ne geleceğinin tahminini yapmak oldukça zor.

Trafik yeşil ışıkta akarken, kaza yapma pahasına önümüzde pat bir otobüs durur, bize yol verir. Arkadan kornalar çalar, adam aldırış etmez trafik tıkanır şoför otobüsün kapısını açar. Anneme önce bir saygı duruşu, sonra “nassın ablam, buyur geç” der. Televizyon izlersin karşına çıkar, pasaport vapur iskelesi önünde uzaklara dalmış, İzmir körfezinde yunusların oynadığını hayal ettiğini anlatır. Bir bakarsın arkası kesik kamyonetle gelmiş, “atlayın çocuklar sizi gezdireyim” der.

Değişik ruhlu kadın, eski lezzetlere fena halde düşkün- yeni yerler keşfetmeye meraklı.Dolu dolu yaşıyor, heyecanını paylaşmayanın da suratına bile bakmıyor. İzmir’e her geldiğimde en yorgun olduğu iş aralarında bile mutlaka beni bilmediğim ve bilmemin de imkânsız olduğu bir yere götürüyor…

Meşhur ZAİM USTA'nın YERİ



Ailede esnaf ruhu var, dolayısıyla sanayi sitelerine ayrı bir düşkünlüğümüz mevcut. Yaşadığımızı daha da iyi hissettiren yerlere gitmekten keyif alıyoruz, bir de üstüne lezzetli yemek yiyoruz.

Bakırcı Kadri olarak bilinen ve 1986 yılında aramızdan ayrılan dedemin arkadaşlarından ve öğle yemeklerini yediği nadir yerlerden bir olan Zaim Usta’nın 1. Sanayi Sitesi’ndeki yerindeyiz.

Zaim Usta, son 16 senedir aynı yerde. Ondan önceki yeri de tam tarih net olmasa da 35-40 sene olduğu tahmin edilen bir süre aynı mevkide yer almış. İçeri giriyoruz, “Hanımefendi Hoş geldiniz”i duyuyoruz.

Annem tabi ki el üstünde tutuluyor. Etraf pırıl pırıl, koku enfes. Ahçı şapkası ile yemeklerin efendisinin gülümsemesi bizi himayesi altına alıyor. Hipnoz edilmiş şekilde kendisine ve dolayısıyla yemeklere doğru gidiyor ayaklarımız. Zaim Usta’nın oğlu Kemal Usta dükkân içerisinde bulunan herkesin her hareketini takipte. Kim nereye oturuyor, ne yiyor ve tatlı yiyecek mi, eline kolonya döküldü mü, yemekten memnun kaldı mı? Tüm soruların cevaplayan Kemal Usta bir yandan da herkese yemeğini takdim ediyor.

2005 yılında Hürriyet Gazetesi’nin “Türkiye’nin en lezzetli pilavları” listesine girmiş. Burada her şey çok lezzetli. Nohut üstü pilav, köfte, acılı domatesli et, elbasan tava bizim 3 kişi tüketmeyi başardığımız yiyecekler. İnsan istiyor ki; bir soda içip, yediklerini sindirsin sonra da yemeğe devam etsin.



Yemeğe değil ama tatlıya devam ediyoruz. Tahinli Kemalpaşa tatlısı yiyoruz ve ben de şalterler kapanıyor. Daha önce böyle bir lezzet ne gördüm ne duydum. Oturduğum yerden kalkıyorum ve Kemal Usta’yı bizim masaya davet ediyorum. Kendisinin fotoğraflarını çekiyorum. Dünya tatlısı bir adam, 50 senenin hikâyesi, amatör ruhun özeni var. Mutlaka gidilmeli, yer 1. Sanayi Sitesi. Oralara işim düşmez dersen bile düşür, sonra da anneme teşekkür et!

Meşhur Zaim Usta’nın Yeri
Kemal Aksun
Tel: 0 232 486 60 34
Adres: Fatih Cad. No:91 Çamdibi-İzmir

1 Temmuz 2010 Perşembe

PAZAR KÜLTÜRÜ

Hangi meyvenin ağız tadıyla yenileceği, hangi sebzeden doğru düzgün yemek yapılacağı kültürünü küçük yaşlarda bana kazandırmak amacıyla annem beni okulumun olmadığı Çarşamba günlerinde elimden tutarak evimize en yakın yerdeki Bostanlı pazarına götürürdü. Pazara ilk ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum ama 1991 yılında Bostanlı/ Karşıyaka’da yeni bir eve taşınmıştık ve o zamanlarda pazara gidiyor olduğumu hatırlıyorum.

Daha sonra başka pazarlara da gittiğim için çok net söyleyebilirim ki Bostanlı Pazarına gelen bayanların şıklığı ve hoşluğu diğer hiçbir pazarda gözüme çarpmamıştır. Aradan neredeyse 20 sene geçmesine rağmen hala pazara giden bayanları incelediğinizde en azından saçlar sabahın 7:00’si de olsa sarılmış ve taranmıştır. İnci küpeler, gözlükler, rengârenk sade ama şık pantolonlar, şortlar giyen ellerine Pazar sepetlerini alan bu zarif hanımlar ülkemizin belki de en medeni şehrinde ülkenin belki de en espritüel, en cin fikirli pazarcılarıyla buluşmaya gitmek için yol alırlar.

Bayanları bu kadar hoş olan bir pazarın, kendisinin de farklı olması tabi ki su götürmez bir gerçektir. Pazar, aynen alışveriş eden hoş bayanlar gibi bakımlı ve alımlıdır. Özellikle giyim kısmı da açıldıktan sonra kalitesiyle ün yapmaya başlayan Bostanlı Pazarı, halk arasında “Bospa” adıyla anılmaya başlamıştır. Her köşeyi döndüğünüzde sizi güldürmeyi başarabilecek, dikkatinizi çekebilecek veya zekâsıyla hayretlere düşürebilecek başka bir tezgâhla karşılaşabilirsiniz.

Bu köşelerden birinde normalde pazardan satın almaya alışık olmadığımız akvaryum balıkları ve kaplumbağalarla karşılaşabilirsiniz. Akvaryumun yanındaki küçük salata tabağında az bir suyla üst üste konmuş kaplumbağaların yanında şöyle bir yazı görebilirsiniz.
“ Kaplumbağa satış fiyatı: 5 YTL, dokunarak sevmek: 1 YTL”.
_______________
“Bana yarım kilo domates”
“Ablacım 1 kilo yapalım”
“ Yok oğlum artık 2 kişi kaldık evde, çocuklar gitti, yarım kilo yetiyor bize” diye cevap verdiğinizde,
“ Ablacım madem çocuklar gitti, sen de rahat rahat harca artık abinin parasını kurban olayım al 1 kilo yahu”
şeklinde akıl alabilirsiniz.

Domates tezgâhının önünde uzun uzun domates seçmeye çalışan, domatesleri teker teker eline alan, sıkan, torbasına koyan sonra tekrar torbadan çıkarıp başka bir domates alan ve onu incelemeye başlayan bir bayana;
“ Oğluna kız mı seçiyorsun kızım, hadi çabuk seç seçeceğini” diyerek müşterisini hafif azarlamaktan çekinmeyen yaşlı amcayı açık sözlülüğünden dolayı kutlayabilirsiniz.

Sebze, meyve kısmından kıyafet kısmına geçerken;

“ Merserize merserize gelsenize” diye seslenen merserizecinin önünden geçip hoş bir zihni sinir projesiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Havalar nefes almakta bile zorlanacağınız derecede sıcak olduğunda bir pazarcının, (kendi getirmiş olduğu küçük jeneratöründen güç alarak çalıştırdığı) vantilatörlerini tezgâhının 4 bir yanına koyup, sutyenleri vantilatörlere bağlayıp pazarın en uç köşesinden bile gözüken uçuşan sutyenler tezgâhına varıp sutyen almayacaksanız bile vantilatörlerle biraz serinleyebilirsiniz.
Serinlerken bir anda şöyle bağırışlara kulak misafiri olursunuz…

Teyzecim sen bu çorapları beğenmedin ama biraz önce Deniz Akkaya da buradaydı, O da bu çoraplardan giyiyor haberin ola…”


Tanesi 2,5 YTL’den satılan beyaz T-shirtlerde leke bulan müşterisi,

“ Evladım bu leke çıkar mı?” diye sorunca,
“ Ablacım sen hiç mi televizyon izlemiyorsun, artık çıkmayan leke mi kaldı, Seda Sayan izle biraz ablam. Bu arada bu Seda Sayan'ın ratingler yalan galiba!” cevabını alabiliyor.

Veya

“ 15 YTL’ye çanta 15 YTL’ye çanta” diye bas bas bağıran pazarcıya kızan ve
“ Yeter oğlum kulağımı patlattın vallahi sus” şeklinde bir uyarı alınca,
Hayırdır abla, kendini Akmerkez’de mi zannettin?” sorusuyla karşı karşıya kalınca gülmekten kendini alamayan bayanlarla karşılaşabilirsiniz.

Nam-ı diğer “Bospa” pazarının kalbimdeki yeri ayrı, bana kattığı neşesi farklı. Neşeli, umursamaz gibi gözüken ama hiçbir şeyi gözden kaçırmayan, zorlukları tebessümle aşan, Türkiye’de belki de en yaratıcı cümleleri ve fikirleri, en hoş sohbetleri, en akılcı çözümleri bulan bu küçük dünyayı keşfedin!
Ben bu yazıyı yazalı 2 sene oldu ve eminim ki Türk zekâsına bir kere daha hayran kalınacak yepyeni espriler ve yaratıcı girişimlerde bulunulmuştur... En kısa zamanda koşar adımlarla gitmek istiyorumm!