14 Haziran 2010 Pazartesi

GİYÇEK


(Miaposta'da yayınlanan yazımdan derlemedir.)

Anneannenin eski fotoğraf albümlerine bakarken, bilmediğin geçmişe özlem duyar “Ne güzel günlermiş” diye iç geçirirsin.

Aile fotoğrafı çektirme alışkanlığının gitgide yitirildiği bu günlerde GİYÇEK'le Galata'nın ara sokaklarından birinde karşılaştım.

Sabancı Üniversitesi Görsel İletişim Tasarım mezunu Gözde Otman, 2008’de Scuola Politecnica di Design Milano’da görsel tasarım mastırını tamamladıktan sonra Türkiye’deki Nostaljik Fotoğraf Stüdyolarının eksikliğini fark ederek, Özel hazırlanmış 35 tarihi kostüm ve birbirinden etkileyici takılarıyla stüdyosunu kuruyor.

Randevu alarak gitmenin tavsiye edildiği stüdyoda, farklı karakterlere bürünerek ailenle veya arkadaşlarınla bugüne kadar sahip olamadığın özel fotoğraflara sahip olabilirsin.

Bir Osmanlı padişahı, her an savaşmaya hazır bir yeniçeri, sevgilisiyle gizli Göksu deresinde buluşmaya gitmiş âşık hanımefendi, asi delikanlı külhanbeyi, haremin gözde cariyesi veya rütbeli bir asker olmak senin elinde!.







Stüdyonun ve odaların özenli tasarımına hayran kalacağın bu mekânın nefesini solumalısın. Yapılan çekimden 30 dakika sonra fotoğraflarına sahip olabilirsin.



6 farklı renk çeşidi sunulurken, seçeceğin renk ve boyuta göre fiyatları değişirken,
Salı-Pazar arası 10:00-18:00 arası seni çekmeye hazır Galata’daki Doğan Apartmanı’nda bekliyor. Bu saatler dışında randevu almak istersen de sana hayır demiyor.



Babalar günün yaklaştığı bugünlerde paşa babanla tarihi bir fotoğrafa sahip olma şansı veriyor!

Toparlanın GİDİN!

www.giycek.com

12 Haziran 2010 Cumartesi

Beyefendiler, Kulüp Rakı Sizlere Emanet!


Rakı severlerin takipçisi, tarzlarının hastasıyız. Öğrenim hayatım boyunca 4 süper-hüper rakı emici tarafından eğitilmem ve rakıyı susuz içen bir annenin eseri olmam sebebiyle konuyla ilgili pek çok kaide, kural öğrenmiş, beynime kazımışımdır.

Rakı sofrasında hızlı hızlı yemek yememek,
Karnını doyurmaya çalışmamak,
Rakıyı kesinlikle servis yapan garsonun hâkimiyetinden almak ve kendi hâkimiyetine geçirmek,
Şişenin uzaklarda değil masanın üzerinde durduğuna emin olmak,
Günümüz restoranlarında çalınan pop veya klasik müziği ya değiştirtmek, seçenek yok ise müziği kökten kapattırmak,
Gereksiz konuşmalar yapmamak,
Rakı yerine bira, şarap, light kola gibi seçenekleri aklının ucundan bile geçirmemek,
Konuşurken de ses tonunu doğru ayarlamak, gibi başlıklar yeni başlayanlar için ancak küçük bir ön giriş niteliğindedir. Liste çoğaltılarak kitap haline getirilmeli, her evin kütüphanesinde yerini almalıdır.

Tüm alışkanlıkların değişmeye yüz tuttuğu bugünlerde Kulüp Rakı Kaideleri bir kere daha hatırlatıyor. Herkesin toparlanmasını, rakı-sofra denkleminde kişinin kendi ayağını denk almasını ve gereksiz şamatanın ortadan kaldırılmasını öngördüğünü tahmin ediyor, kendilerini destekliyoruz.

Gazetelerinizde basın ilanlarıyla karşılaşacağınız kaideleri not ediniz, nesiller boyu aktarınız.

Kaideler’in en önemlileri:

No:1 “Kadehleri sadece tek sefer dokundurmak bir rakı sofrası adabıdır. Mütemadiyen kadeh tokuşturmak yakışık almaz. Bu tek sefer olur, o da hoş geldik manası taşır.”

( defalarca en kötü günümüz böyle olsun tokuşturmalarını başka sofralara erteleyin.)

No:2 “Sofrada rakı kadehi hep aynı kalır, değişmez. Çünkü kadeh o gecenin ve dahi lezzet-i alemin tek şahididir. Dolar, boşalır, dolar.”

( benim bardağım kirlendi, değiştirin direktiflerine son verin)

No:3 “Ana yemek rakı sofrasına yakışmaz. Sofradaki mezelere de yemek gibi davranılmaz. Mezeler tadımlıktır, muhabbet doyumluktur.”


( başta da belirtildiği gibi hızlı yemenin peşini bırakın, amacı doğru algılayın.)


10 Haziran 2010 Perşembe

Sabiha'nın Son Durumu

Sabiha Gökçen Havaalanı'nı 4 duvar oda haliyle tanıdık, sevdik. Tüm havaalanlarında kemer, bot, saat, gözlük çıkarırken, orada kontrollerden görevliye başımızı hafif açıyla öne eğip, selam verip geçtik. Laptoplarımızı çantadan çıkarıp çalıştırmadık, 5 uçağına 5’e 10 kala gelip, girdik. Görevliler bizi, biz onları tanıdık, bildik.
Peki ya şimdi?

Yaklaşık 3 aydır Sabiha Gökçen Havaalanı’na gitmemiştim. Görünce, afalladım. Mimar Doğan Tekeli sayesinde bizim mahallenin “bakkalı” tadı gitmiş, “zincir market” havasında yeni bir yapı oluşmuş. Gloria Jeans’ı, D&R’ı, Piano adlı kafesinde leziz su börekleriyle her türlü aksiyona hazırlanmış. Etraf pırıl pırıl, her bir yanı fazlasıyla medeni bir hal almış. Kötü bir şey olacakmış gibi bekliyorsun, korkma olmuyor. Tüm bu iyi hal durumu sen uçup gidene kadar devam ediyor…

2 Enteresan Reklam uygulaması

Akbank’ın körük uygulamasına artık herkesin gözü aşinadır diye tahmin ediyorum. Körüğün dış kısmı senelerdir Akbank’a ait. İlk kez uçağa giderken yere serilmiş halıda Şekerbank’ın reklamını fark ettim. Körüklerin içi artık Şekerbank’ı, dışı Akbank’ı yakıyor.
Valizlerin beklendiği alanda IKEA’nın uygulamaları da oldukça dikkat çekici. İnsan beklerken, eve gideyim de biri benim için bu düzeni yaratsın diye dua ediyor!

Efsane Pegasus
Pegasus Havayolları’dan bir efsane uygulama daha. Yiyecek, içecek herhangi bir şey vermemesi, gönderilen CV’leri para karşılığı alması, uçaktan inerken “lütfen koltuklarınızdan kalkarken emniyet kemerlerinizi çapraz bırakın” anonsları gibi alıştığımız uygulamalara bir yenisi daha eklendi. Pegasus; Online check-in için de para alarak bir ilke daha imza attı, kutluyoruz.

9 Haziran 2010 Çarşamba

FASHIONAIR GARAGE SALE PARTY

Fashion On Air 35 farklı tasarımcının özel koleksiyonlarını Akmerkez’de 6 hafta boyunca satışa sundu. 8 Haziran’da da saat 19:30-1:00 arası Akmerkez’in otoparkında yaptığı Garage Sale ile sezonu kapattı. 1.60 boyumuzla gecenin en kısa insanları olarak oldukça eğlendik. Ben Türkiye’nin boy ortalamasının bu kadar arttığını bilmiyordum, şaşırdım.

Ürünlerini sadace deri kullanarak yapan Güneş Dericioğlu gecenin en ilgili tasarımcısıydı. Tüm soruları büyük bir gülümsemeyle cevaplayarak kalbimizde yerini aldı. Deniz Berdan ve Begüm’ün yapmış olduğu fotoğraf çekimleri de incelendi, fotoğrafları aşağıda. Anne-kız sınır tanımıyor, bu işte benim çok hoşuma gidiyor.
Geceyi kaçırdıysan veya böyle bir gece olduğundan haberin bile yoksa üzülme, burada satılmayan ürünler ve daha nicelerine Galata’daki Building’ten ulaşabilirsin. Favoriler aşağıda!

Gecenin en heyecanlandıran olayı; müzik grubu LUXUS’du. Ben kendilerini tanımadığım için hafiften bir utanç yaşadım. İlk albümlerini 2 sene önce çıkarmışlar. Balans, Babylon, Hayal Kahvesi müdavimleri beni fazlasıyla kınadı, siz kınamayın. İstanbul’da genelde kıpırdamadan eğlenildiği için, insanları zaman zaman zıplatmayı bile başaran LUXUS’un albümü alınacak-listeye eklendi.

Tüm bunların yanı sıra apayrı bir güzellik daha vardı ki, şu anda yazarken fark ediyorum; organizasyon hakikaten başarılıydı. Yapılan satışların belli bir bölümü “Bir Dilek Tut” Vakfı’na gönderildi. Aynı zamanda ünlülerin vâkıfa bağışlamış olduğu kıyafetlerin satışı da vardı. Böyle bir yardımım dokunsun diyorsan; Bir Dilek Tut Vakfı’nın internet sitesinden kıyafetleri inceleyebilir ve satın-alım olayını gerçekleştirebilirsin. Aşk-ı Memnucular’a duyurulur; Beren Saaat ve Nebahat Çehre’nin ayakkabıları, Hazal Kaya’nın beyaz tuvaleti de satıştaydı. Bunların yanında Tarkan’ın sahne kostümü, Emre Ergani’nin Blackk için hazırlattığı özel takımı da listede mevcut. “Bir Dilek Tut” yardımlarınızı bekliyor…

Bu tip organizasyonlar artsın herkes yararlansın!

7 Haziran 2010 Pazartesi

ÇEŞME 2010

Miaposta'da bugün yayınlanan yazımdır, gururla sunarım...

“Değişim iyi şeydir; durgunluğun, felce uğramanın, ölümün karşıtı, yaşamın ta kendisidir.” diyen Bernard Shaw’a katılmayan ve Çeşme kendilerine ait olsun isteyen birçok İzmirliye inat Çeşme değişiyor, yenileniyor. 2010 sezonunun yeni mekânlarından seçmeler sıraya girmiş ziyaretini bekliyor.
Lemon Hotel&Beach
Ilıca plajının sonunda yer alan müthiş manzaralı Lemon; eskiden bildiğimiz Luba’nın ta kendisi. Geçen sene Lemon Hotel olarak hizmet vermeye başlayan Akdeniz, Japon Evi, Taş Ev ve LEMON Suit olmak üzere 4 farklı oda çeşidiyle toplam 64 odaya sahip otel bu yaz varlığına heyecan katmaya hazırlanıyor. Beach kısmının işletmesini bu kış İstanbul’un en in mekânlarından biri olan Public’e veren LEMON; hem gündüz hem de gecelerin girişi en güç mekânlardan biri olacağa benziyor. Lemon Beach 6 Haziran’da açılıyor. http://www.lemonhotelandbeach.com/

Babylon
Babylon’u yıllardır Alaçatı’nın bir parçası olarak tanımladık. Ancak bu seneye Aya Yorgi koyunda ikamet edecek yeni Babylon’u heyecanla bekliyoruz. 11 Haziran’da eski Granada’nın yerine açılacak olan mekân sezon boyu sürprizlere devam edecek.
http://www.babylon.com.tr/

Nars / Wine Bar
İstanbul Gourmet firmasının Alaçatı Nars Otel’in altında açtığı Wine&Cheese dükkânındaki seçme şarap, şarküteri ve peynirler müthiş bir akşamüstü içkisi veya hafif akşam atıştırmalıkları için doğru bir yer olacakmış gibi görünüyor. Mekânın bahçe kısmı ise Mezzaluna’ya ait olacak ve enfes Çeşme akşamlarına sebebiyet vereceği hissi yaratıyor.



MONA
Alaçatı meydandan başlayarak, çeldiricilere takılmadan yolun sonuna kadar yürümeyi başarırsan eğer Mona’ya kavuşabilirsin. Geçen hafta açılan Mona; temiz hava-güneş ve deniz kombinasyonunun ardından oluşacak yemek yeme isteğini tatmin edecek cinsten leziz bir İtalyan restoranı.

6 Haziran 2010 Pazar

Bir şehir hiç mi özlenmez?

Hele de bu şehir üniversite yıllarınızı geçirdiğiniz bir şehirse. Ben ki, geçmiş zamanlarda 15 dakikalığına oturmuş olduğum bir restoranın bile hatırasını ruhumda taşırım, tekrar karşılaşınca manalı duygular yaşarım, 4 koca seneyi geçirdiğim Ankara’nın hiçbir köşesi beni heyecanlandıramadı, Anıtkabir hariç!

En son 2006’da mezun olduğum son hafta gitmiştim Anıtkabir’e. Aynı garip duygularla yine oradaydım. İnsan kendini sorguluyor, daha fazla çalışmalıyım, daha fazla layık olmalıyım verilen bu emeğe diyor. Ata’ya dair yeni detaylar fark ediyor insan her gittiğinde. Başardıklarına akıl erdiremiyor.

Bu sefer beni şaşırtan konu; Atatürk’ün okumuş olduğu kitapların sayısıdır. Etrafımdaki herkese sordum, tahminleriyle bu sayıya yaklaşan olamadı. Hepsi kayıtlı toplam 3997 kitap okumuş. Bu sayı sadece altını çizdiği, notlar aldığı ve resmi kayıtlara geçmiş olan kitaplardan oluşuyor. Bir de kayıt altına alınmamış olanları düşünürsek; algılama problemi yaşamamamız imkânsız!
İnsan ister istemez neler okuduğunu, nelerin altını çizdiğini çok merak ediyor, tarihe tanıklık etmek istiyor. Anıtkabir Derneği bence eşi benzeri bulunmaz bir çalışma yaparak, tüm bu kitapları tarayıp, Ata’nın altını çizdiği cümleleri, konuları bir araya getiren bir proje gerçekleştirmiş. Toplamda 25 ciltlik bir çalışma ortaya çıkmış; “Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar”.
http://www.anitkabir.com.tr/ adresinde “kitaplar ve yayınlar “ bölümünden sipariş vererek, 150TL’ye 25 ciltlik seriye sahip olabilirsin.

Bu arada daha önce bilmediğim 3 madde daha:

1. Anıtkabir’in yapına 1944 yılında başlanmış, 1953 yılında bitirilmiş.
2. Mezar odasında Türkiye’nin tüm illerinden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’dan getirilen toprak bulunuyormuş.
3.Anıtkabir’in mimari projesi toplam 7 farklı ülkeden ve 47 farklı projenin katıldığı yarışmadan 1. seçilen İTÜ Mimarlık Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Emin Onat ve Doç Dr. Ahmet Orhan Arda’nın projesiymiş.


İnsan böyle büyük bir projeyle nasıl başa çıkar bilemiyorum. Fena halde etkileniyorum...

4 Haziran 2010 Cuma

KIRMIZIYA KOŞ


Akbank son 3 haftadır bizi ekrana kilitledi. Her kırmızı diye bağrıldığında Vodafone'u hatırlayıp eğilme efekti yaparken, bir anda "kırmızı" diye bağrıldığında hızla merdivenlerden çıkan kızı hatırlamaya başladık.

Genç, yaşlı herkesin arka arkaya seyretmek istediği, TV'de yakalamaya çalıştığı bu reklam filmi yapım tarzı sebebiyle pek çok kişinin kafasını karıştırmayı başardı.

Gerçek çekim mi, yoksa animasyon mu olduğu tartışılan bu film esasında birçoklarının arasının bozulmasına sebebiyet verdi. Daha fazla tartışma yaşanmasın diye filmin yönetmeni Fatih Kızılgök ve yapım firması Kalafilm yetkililerinden öğrendiğimiz bilgilere göre, gerçekleri açıklıyoruz.

HD çekim yapıldıktan sonra Bob Sabiston tarafından kendi bulmuş olduğu bir teknik ile kare kare çalışılan filmin yayınının artmasını, daha da fazla ekranlarda görülmesini istiyoruz!