istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2013 Cuma

ART INTERNATIONAL ISTANBUL



Yaz aylarında sere serpe yatma, kitap, dergi karıştırma ve tatil programı organize etme aktivitlerine doyduk, sanata acıktık diyorum ne dersiniz? Eylül, ekim aylarının en çekici yanı da ardı arkası kesilmeyen sanat aktiviteleri ve tüyleri ürperten limonatayla karışık serinletici havası diye düşünüyorum... Adeta şehir geri döndüğümüz için bize teşekkür ediyor:)

Bu sene çok yeni olan bir fuarla karşı karşıyayız.
Amerika, Avrupa ve Ortadoğu'dan yetmişe yakın galerinin katıldığı Art International 16-18 Eylül tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek. Çağdaş Sanat toplayıcılarına, meraklılarına ve ayrıca konuyla ilgili hiçbir fikri olmayanlara da hitap edecek heyecan uyandıran bir organizasyon. Ajandalarımıza ekleyelim hanımlar beyler.

Teaser için tıklayınız.

www.istanbulartinternational.com

15 Şubat 2013 Cuma

NEWS from YESTERDAY


- Sevgililer günü sebebiyle eşimden 35 parçalık bir takım çantası hediye aldım. ( matkap dahil)

- Gece su içmek için kalktığımda eşim beni hırsız zannederek üzerime saldırıyordu ki son anda 'benim benn' diye bağırınca paçayı kurtardım.( bu iki satırı alt alta yazınca kafamda bazı soru işaretleri belirdi...)

- Dün 18.00 sularında Esra Erol Evlen Benimle programına katılan bir genç tanıştığı kıza evlilik teklifi etti. Konuşmasına önce Türkçe başlayan delikanlı, 'Kendimi İngilizce daha rahat ifade ediyorum' diyerek... 'I want to spend rest of my life with you' dedi... ( ben de İngilizce başlık yazarak kendimi daha rahat ifade ediyorum.) Kızımız ağlamaya başladı... Delikanlı ' Will you marry me?' dedi... Sarıldılar... Esra Erol da ' Herkes kendi içinden bu söylenenleri Türkçeye çevirsin, ben aklımdan kendim için çevirdim' dedi...

- Sevgilisi kendisine kuru kafa kolye hediye eden bir arkadaşım kuru kafayı görünce biraz bozuldu... (kim bozulmaz ki?) Ama mutsuzluğu uzun sürmedi... Kuru kafanın üzerinde değerli taşların olması ortamı fazlasıyla yumuşattı. ( değerli taş hangi ortamı yumuşatmaz ki?)







Trendsetter yıllardır takip ettiğim ama son zamanlarda tekrar eden içeriğiyle almaktan vazgeçtiğim bir dergiye dönüşmüştü... Dün raflara göz gezdirirken 'ahanda değişmiş sanki' dedim.( kapağındaki Mithat Can fotoğrafının etkisi de olabilir tabi...) Dergiye pop bir bakış, detaycı bir yaklaşım gelmiş. Yoğun içerik de cabası... Valla ben aldım, pişman değilim... Tekrarlıyorum içerik çok iyi.







- Bir gün geç olsa da güç olmadı... Herkesin Sevgililer Günü kutlu olsun!

25 Haziran 2012 Pazartesi

İstanbul'u Terk Edinizz!




İstanbul’da insan o kadar çok öküzle karşılaşıyor ki bir noktadan sonra kendisi de ister istemez bu sıfata layık olmaya çalışıyor. Tabi durumun vahametini ancak ortamdan uzaklaşınca anlayabiliyorsun.

Bir haftadır Çeşme’deyim, yemin billah insanlığımı geri kazandım. Daha İzmir’e ayak bastığım an alakasız bir yere arabayı park etmeye çalışırken gördüğüm ilgi sonrası bunun böyle olacağını hissetmiştim esasında.

Marketteki amcaya ‘Kusura bakmayın iki dakikalığına dükkanınızın önüne park edebilir miyim?’ diye sordum, ‘Tabi ne demek’ diyerek ben rahat park edeyim diye dükkanın önündeki gazetelik, su, dondurma dolabı gibi objeleri sağa sola ittirerek bana istem dışı bir alan açtı. Bense ‘ beni herhalde birine benzetti, neyse  o olmadığımı çakozlamadan işimi bitirip, kaçayım’ diye içimden geçirdim.

Çeşme’ye geldiğimde Ege’ye yoğurt yapmak için sokağın başındaki manava ‘İneği olan tanıdığınız var mı ya, bana sağılmış süt lazım’ dedim. Konunun bebekle ilgili olduğunu anlayan manav; ‘Hemen’ dedi. Daha üstünden iki saat geçmeden kapıda inek sütüyle beliren çiftçiye ‘ Borcum ne kadar’ diye sordum eliyle ‘Hadi oradan ne parası’ manasında yaptığı hareket sonrası ‘Ne zaman istersen ara’ diyerek telefon numarasını bıraktı.

Yıldızburnu'nda yürürken eskiden gittiğim bir mekanın şefiyle karşılaştım, hem yorulmuş hem de sıcaktan bunalmış olduğum için üç kişilik ekibimizle beraber biraz oturalım dedik.  Yediğimizden içtiğimizden para almayarak, bize ‘Hoşgeldiniz’ dedi.

D-smart bayisine Digitürk bayisinin yerini sormak gibi bir kendini bilmezlik yaptım. Kendi elleriyle çizdiği krokinin altına adres ve ilgili kişi telefon numarası yazmayı ihmal etmedi. 

En son dün, en merkezi alanda ‘ÜCRETSİZ OTOPARK’ başlığı görünce geçen hafta çözümsel yaklaşımıyla herkesi kendisine hayran bırakan Karayolları Genel Müdürü’ne hak verdim... ‘İstanbul’u terk ediniz.’

9 Şubat 2011 Çarşamba


Zamanında sabit ev telefonuyla çok konuştuğumuzda papara yiyen biz, üç yaşındaki bıdıkların i-pad’i okula götürme konusundaki ısrarcı tutumları karşısında nutuk tutulması yaşayabiliyoruz. Zor iş adaptasyon.

Dönemin daha da nasıl değişeceğine ve bugün geldiği noktaya parmak basan bir hafta geçiriyoruz. McCann Erickson’ın ön ayak olduğu ‘Social Media Week’; Galatasaray Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi ve Blogger Base’teki seminerleriyle devam ediyor. Youtube, Facebook, Twitter, Blog kavramları hayatımıza girdi gireli, herşey bir değişti... Kimine ters gelse de, istediğin kadar reddet sonunda bir şekilde olaya karışmak zorunda kalıyorsun.

4 sene facebook kullanmadım, ‘neden facebook’ta yoksun’ sorusu ruhumu daralttığı için mahalle baskısıyla girmek zorunda kaldım:)

Bugüne kadar Social Media Week’e katılmayanlar, Perşembe ve Cuma’yı kaçırmasınlar. Giriş ücretsiz, önceden kaydolmanız gerekiyor. Aşağıdaki adresten online kayıt yaptırabiliyorsunuz. Organizasyonlar dolu dense de mail yoluyla başvurduğunuz takdirde geri çevrileceğinizi sanmıyorum. Bir çok organizasyona göre çok daha insancıl bir ortam ve çözümsellik var:)

Bir aksilik çıkmazsa, kaçırmamayı planladığım etkinlikler aşağıdaki gibi.

Gelirseniz görüşürüz:)

Perşembe günü:

  • Babylon: Müzik Birleştirir
  • Sosyal Medya ve Değişen Tüketici Davranışları

Cuma günü:

  • Facebook ‘It is all about people’
  • Ekşi Sözlük Yazarlarının Gözünden Sosyal Medya ve Ekşi sözlük

İtiraf: En çok Serdar Kuzuloğlu’yu dinlerken eğlendim. Facebook’taki ‘Like’ butonu için ‘Yeni Para Birimimiz’ açıklaması içinden geçtiğimiz süreci en iyi anlatan cümlecikti:)


http://socialmediaweek.org/istanbul

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Bouchra Jarrar


Zarif, elegant, etkileyici ve sade. Ben İzmir’i, İzmirliyi böyle tanımlıyorum. 1,5 haftadır Çeşme, İzmir, Urla arasında geometrik desenler çiziyorum. Bu kadar çok güzel insanın bir arada olması hoşuma gidiyor. Sokakta salına salına yürüyen insanları izlemek vazgeçilmezim, aynı şekilde yavaş yavaş yürümek kanıma sızan bir alışkanlık oluyor.

Alaçatı Mi Casa’nın dışarıdaki masalarında mini grubumuzla oturuyoruz. Kapıdan giren kişinin İzmirli mi yoksa şehir dışıdan mı olduğu konusunda fikir yürütüyoruz. Çok da zorlanmıyoruz. İstanbul aşkım bir başka ama İzmir’in de diğer kentlerimize öğreteceği daha çook şey var!

En başta da “sadelik ve zarafet”, aynen Paris’in son dönemlerdeki gözde tasarımcısı Bouchra Jarrar’ın kendi tasarımlarını tanımladığı bu 2 sihirli sözcük gibi! Söylemesi kolay ama sahip olması çok zor olan 2 değerli kelime!