28 Ağustos 2010 Cumartesi

Blog Sahibesi Olmanın Yararları

Bundan 2 ay önce iş yerimle aramdaki tendomlarda problem çıkıp bağlar kopmaya yakındı. Yaşanılan acılardan bu hissediliyordu. Sevgili çalışma arkadaşlarım da blogumda Cassette’den hedef gösterip açık açık bana alınmasını istediğim ayakkabıları “hoşça kal ve hadi artık git” diyerek bana hediye etmişlerdi. Blog olayını o noktada sevmeye başlamıştım…

Bir önceki yazımda İstanbul Fashion Week maceramı anlatmış, istediğim defileye giremememin zihnimde ve bedenimde bırakmış olduğu acıyı sizlerle paylaşmıştım. Ama bugün bambaşka biri olarak karşınızdayım. Perşembe günkü yazımı okuyan, okuduklarından hislenen ve sahip olduğu Özgür Masur davetiyelerinden bir tanesini benimle paylaşmak suretiyle biri beni aradı. Adını vermek istemeyen HAYIR-SEVER’e her şeye rağmen hayır diyemedim, teklifini kabul ettim. (Louise duymasın). Blog olayını bu noktada daha da çok sevmeye başladım…

Erkeklerin askerlik, kızların nişan-düğün muhabbetleri bitmez ve çekilmez. Ancak bunu anlatıp, konuyu toparlamalıyım. Yaklaşık 1,5 sene önce nişan elbisesi diktirmek için Özgür Masur’la tanışmaya gittiğimde yaptıklarından etkilenmiş, ancak evde gerçekleşecek bir tören için fazla abartılı bulmuştum. Kısa sürede bambaşka şeyler istediğim için o da benim isteklerimi abartılı bulmuş, yollarımız ayrılmıştı. Daha sonra dergi, gazete,televizyon ve diğer moda günlerinde ona ait sürekli birbirinin benzeri kıyafetler görmüş, “değişiklik” diye bir kelimenin varlığını kendisine hatırlatmak istemiştim.

HAYIR-SEVER’le buluşup İTÜ Taşkışla binasına giderken kafamdan bu düşünceler geçiyordu, bu sebeple kurduğum bazı cümlelerin sonunu getiremiyordum. Ulaştığımızda etraf oldukça kalabalık ve değişik varlıklarla doluydu. Kopya mı tarz mı olduğunu tam olarak anlayamadığım birçok insan vardı. HAYIR-SEVER kısa bir süre sonra dünyaya yeni bir insancık getireceği için “biz sıcaklara kalmadan, defile alanına yönelelim” dedik.

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Defile çadırının önü daha çok savaş halinde yemek ve ilaç dağıtan çadırların önünü andırıyordu. Bu kalabalık yanımızda henüz doğmamış bebeğimizin sinirlerini bozabilirdi. Biraz duralım, bebekten tekme gelirse ortamdan uzaklaşırız dedik.

Gel gör ki o an bir görevli HAYIR-SEVER’e “siz hamilesiniz, ayakta bekletmeyelim sizi lounge’a alalım” dedi. Siz deyince ben de üstüme alındım ve sıradan çıkarak lounge’a adımımı attım. Meğer olay buradaymış. Vücut ısımızı dengeleyecek her ne gerekiyorsa içtik, serinledik, gözlemledik ve tekrar yolumuza koyulduk, defile alanına geçtik.

“Benzer şeyler göreceğimdir muhakkak” düşüncesinden sıyrılmam 4 saniyeyi falan aldı. Fuşya renkli seriye değil ama öncesine bayıldım!







Özgür Masur da şöyle diyor; “ Kadınlarım, bu zamana kadar birikmiş, ruhunu yoran her şeyden arınmak için, ruhlarını bedenlerinden daha fazla sevmek adına gözle görünenden çok hissedilenin peşine düştüler… Bu artık benim kadınlarımda doygunluk anıdır. Kendilerine sunulmuş hayatın dışında, arzuladıkları yeni, bambaşka bir yaşam için artık TEN DÖKüMÜ zamanıdır.” ( 2 kere okununca çok net anlaşılıyor, oldukça anlamlı.)

Doğmamış bir bebeğin ve bir blogun yararlarını dinlediniz, şimdi herkes işinin başına!
fotoğraflar: blog.markafoni.com

4 yorum:

  1. Bütün Hayır-sever kızlara;

    Referandum sabahı üst-baş fikirleri...
    http://www.style.com/fashionshows/review/F2008RTW-VIKROLF/

    YanıtlaSil
  2. hiiiiiiiiiiiiiiii :) duymamışım bak kaçmış gitmiş yine o güzel binaya :)

    YanıtlaSil
  3. duymaman gerekiyordu Louise!!!!!

    YanıtlaSil