21 Ekim 2010 Perşembe

ALLES GUT!


Hayırlı uğurlu olsun. ALES başvurusu yaptım, gururluyum. Form doldurma, sıra bekleme, doğru gün ve saati tutturma, dökümanların hiçbirinin unutulmaması, bankaya para yatırma... Bu nefis süreç kimileri için konu edilmeyecek uygulamalar olsa da benim belalı olduğum, her zaman başıma iş açmayı başardığım konular.

Yalnız garip bir duygu. Tekrar üniversiteye ayak basınca heyecanlanırım sandım, niente. Daha bir gün önce girdiğim kapıdan tekrar girmek istediğimde araçla girmek yaSSAkkk dendi. ‘Bir gün önce girdim’ dedim. ‘Tamam dün sondu, bugün yassakkk’.... Benim ruh daralmaya başladı tabi. Onların kuralları varsa benim de çenem var diyerek girmeyi başardım içeri.

İçeri girince, orda dur, burda bekleme, sağda bekle, randevundan önce geldin ne yapsak ki, sürekli direktif, sürekli olumsuz ifade.... Gençlerle uğraşmak o kadar da sıkıcı olmasa gerek, niye bu kadar mutsuzsun ki?

Eğitime evet, manasız sistemlere hayır! Ben öğrencinin ortalığı karıştıran sorular soranını, hayalleri geniş olanını, statülerden korkmayanını, rahatını severim. Hocanın da yenilikçisini, kendiyle dalga geçebilenini, ilginç hikayeleri olanını... Kısaca sevdiğim hoca ve öğrenci tarzını bulmak da zorlanacağımı düşündüğüm için bir anda bugün sırada beklerken, tekrar öğrenci olmanın çok da zevkli olmayacağını düşündüm... Birileri beni şaşırtsın lütfen derken....

İşte hepimizin hergün girip ortalığı kolaçan ettiği, dünyada 500 Milyon kullanıcısı olan, en çok kullanımda 3. Sırada yer aldığımız Facebook’un hikayesini bu kadar heyecanla beklememin sebebi sanırım Mark Zuckerberg’in okul hallerini meraketmemden kaynaklanıyor.

Böyle bir zekanın işleyişini, dünyanın en değerli şirketleri arasına giren bir şirketin yaratılış sürecini (bir kızdan öç almak için neler yapabiliyorsun...) David Fincher’dan izlemek... Bu hikaye adamı heyecanlandırır.

Sen daha Ales ceylan allasennn güldürme beni derler adama....


üstteki fotoğraf: oshawacamesa club.cq

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder